Powered by
 OZON GAZININ TIBBİ AMAÇLI KULLANILMASI_GATA FİZYOLOJİ AD. ANKARA
 OZON PERİTONEAL ADEZYON_GATA FİZYOLOJİ VE GENEL CERRAHİ AD. ANKARA
 OZON TEDAVİSİ PEK ÇOK HASTALIK İÇİN YENİ BİR UMUT MU? DOÇ.DR.AHMET KORKMAZ
 MUCİZE YARATAN OZON TEDAVİSİ OP.DR.MUAMMER VELİDEDEOĞLU
 Ozon tedavi ile hiperbarik oksijen tedavi karşılaştırması
 { KANSER KONUSUNDA 3 ŞEY }
 Ozon tedavisi ile kanseri yenebiliriz
 { SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN OZON SAUNA }
 {OKSİJENİN ÖNEMİ}
 EKİM 2003______ {DOĞANIN SİHİRLİ MOLEKÜLÜ OZON}
 MAYIS 2003_____ {HEPATİT C ve OZON TEDAVİ}

MAYIS 2003_____ {HEPATİT C ve OZON TEDAVİ}
HCV Dünya’da görülme sıklığı hızla artan bir hastalıktır. Masif halk sağlığı açısından önemli bir yere sahip olup adapte olma ve patojenitesi çok yüksektir. Hepatit virüsünün tanınması 1970’lere dayanır. Hepatit C ise 1989’da tanınmıştır. Bugün Dünya insan popülasyonu , göç ve seyahatler Hepatit C virüsünün demografik ve jeografik dağılımını hızla artırmıştır. HCV parçacığı nükleokapsit ve tek bir RNA ‘dan oluşmuştur. 9600 nükleotitlidir ve proteinden oluşmuş bir zarfı vardır. HCV’nin genotipik fleksibilitesi mevcuttur. Lipid yapısının %60’ı fosfolipid ve geri kalanı kolesterolden oluşmuştur ve yaklaşık 100 tane alt grubu vardır. HCV’nin viral yaşamı konak hücre yüzeyindeki reseptöre bağlanarak devam eder ve bu genelde hepatosittir.(karaciğer hücresi) Ancak kemik iliği , böbrek hücreleri, makrofaj, lenfosit ve granülositlerde etkilenebilir. Virüs bir kez hücreye girdikten sonra zarfı ortadan kalkar ve ribozomlara bağlanarak viral polimeraz RNA replikasyon döngüsüne başlarlar ve günde ortalama 10 milyar kadar viron meydana gelir ve genel kan dolaşımına ve lenfatik dolaşıma salınırlar böylece yeni hücreleri ve önceden enfekte olmuş hücreleri yeniden enfekte ederler. HCV RNA polimeraz chain reaksiyon(PCR) ile gösterilir. Mililitrede 10 milyondan fazla viron varsa PCR ile tesbit edilebilir. 0,0001 mililitre kan bile enfeksiyon için yeterlidir. Klinik ve laboratuvar hepatit manifestasyonları hepatit C akut fazda çok nadir ve zor yakalanır. Büyük bir kısmı kronikleşir, 6 haftalık bir enkübasyon süresi vardır. Önce ve bazen semptomlar, halsizlik, başağrısı, iştahsızlık, hafif bir karın ağrısı şeklinde olur. Preikterik dönem, bu semptomlardan sarılığın başlamasına kadardır ve genelde 2-12 gün arasıdır. İkterik dönem, sarılığın başlaması ve idrarın koyulaşması ile görülür. İyileşme döneminde semptomlar kaybolur. Kronik hepatitde HCV RNA ve karaciğer enzim yüksekliği 6 ayda veya daha uzun süreli görülür. Hastalar asemptomatik veya bazen akutegzezarbasyon ile semptomların geri dönmesi şeklinde görülebilir. Hepatit C diğer hepatik viral enfeksiyonlardan serolojik ve virolojik araştırmalarla ayırd edilir. Karaciğer enzimleri, karakteristik olarak etkilenmiştir. ALT, AST, GGT, ALP, Bilurubin, Protrombin zamanı ve pleteletler etkilenmiş olabilir. Siroz ve hepatoselüler karsinom, %20-25 hastada 20 yıl içinde görülebilir. %10 hasta tamamen iyileşebilir. Şimdiki tedavilerde interferon ve ribavirin tedavisi yapılmaktadır. Bunların çeşitli yan etkileri mevcuttur.

Ozon ile Hepatit C tedavisi:Ozon çok güçlü bir oksidan olup, artan dozlarda kana verildiğinde, çeşitli kan hücrelerine etki eder. Lökositler, Trombositler oksidatif strese dayanıklıdırlar. Ozonun antiviral etkinlikleri son zamanlarda keşfedilmiştir. Yapılan çalışmalarda ozonun virüsün lipid zarfına etki ederek parçaladığı gösterilmiştir. En hassasları HCV, Herpes 1 ve 2 , HIV 1 ve 2’dir. Son yapılan çalışmalarda HCV viral yükünün azaldığı hepatik enzimlerde düzelme sağlandığı ve genel hasta sağlığının düzeldiği görülmüştür. Teknik olarak MAHT önerilmektedir.

Daha Fazla Bilgiyi Nereden Alabilirim?

EKİM 2003______ {DOĞANIN SİHİRLİ MOLEKÜLÜ OZON}
Aktif oksijen (ozon) bilinen en etkili mikrop öldürücü ve koku gidericidir.
Ozon doğada, güneşin ultraviyole ışınları veya yıldırımlar vasıtasıyla meydana gelir. Doğanın kendini arındırma ve temizleme yöntemidir. Ormanlarda ve deniz kıyılarında soluduğumuz temizlik ve sağlık kokan havanın nedeni bu mucize
moleküldür. Bir oksijen molekülü, O2, bir oksidasyon süreci sonucunda üçüncü bir oksijen atomuyla birleştiğinde ozon, O3, oluşur. Son derece karakteristik bir kokusu vardır. Ozon ismi Yunanca koklamak anlamına gelen "Ozein" kelimesinden, çok belirgin olan kokusuna istinaden türetilmiştir. Özellikle fırtınalardan sonra taze hava kokusu diye içimize çektiğimiz havada bu hissi yaratan, yıldırımlar sırasında yükselmiş olan ozon konsantrasyonudur.
Ozon, günlük hayatımıza Güney Kutbu üzerindeki ozon katmanında oluşan delik sayesinde girdi. Bu sayede onun bizi zararlı ışınlardan koruyan bir katman olduğunu geniş halk kesimleri öğrenmiş oldu
Ozon, flordan sonra, dünyanın en güçlü oksitleyicisidir ayrıca bilinen en etkin su arıtıcısıdır. Bakteri ve virüsleri klordan yaklaşık 3,000 defa daha hızlı ve etkin bir şekilde öldürür.

Ozon doğaldır ve gerektiği gibi kullanıldığında son derece sağlıklıdır. Deniz kenarlarında soluduğumuz havadaki doğal ozon seviyelerinin 0.003 - 0.005 ppm olduğu tespit edilmiştir. Bu seviyeler dağlarda çok daha yüksektir.
Ozonun sterilizasyon özellikleri:
Oksijen(O2) + Yüksek Voltaj = Ozon(O3) Bakterilerle Reaksiyona Girer Oksijene Dönüşür

Ozon, yüksek reaktivitesi sayesinde çeşitli organik, inorganik molekül ve atomlarla reaksiyona girerek onları oksitler. Bu reaksiyonlar sonucunda havadaki bakteri ve mikroplar etkisiz hale getirilerek sterilizasyon sağlanmış olur.

Reaksiyon başladıktan sonra yarım saat içinde ozon molekülleri oksijene dönüşmeye başlar. Bu özelliği sayesinde ozon, diğer dezenfektan maddelerin aksine atık madde ve yan ürün oluşturma riski taşımaz.

Ozonla yapılan çalışmalar sonucunda, ozonun güçlü bir oksidan olması sayesinde suda ve havada:

Mikrop kırıcı olarak,

Koku giderici olarak,

Ortamı kirleten pek çok organik molekülün yok edicisi olarak kullanılabileceğini ispatlamıştır.

Yeni gelişen teknolojilerle üretim maliyetlerinin aşağı çekilmesi ve ozon jeneratörlerinin geliştirilmesi, günümüzde ozonun kullanım alanını hızla genişletmektedir.

Ozon bilinen bütün virüs, bakteri, mantar ve küf çeşitleri için yok edici etkiye sahiptir. Bu nedenle otel, lokanta, kahvehane gibi insanların yoğun olarak. bulunduğu ortamların sterilize edilmesinde kullanılmaktadır. Ayrıca ozon kullanımı, bu tür mekanlarda insanların hava yoluyla birbirlerine bulaştırabileceği hastalıkları da engellemektedir.

Ortamdaki hava kirliliği ve kötü kokuları yok etmesi sayesinde, insanlarda ferahlık ve zindelik hissi yaratır. Çalışma ortamında motivasyon sağlar.

Ozonun gıda sektöründe de yoğun kullanım alanı bulunmaktadır. Mikrop öldürücü özelliği bütün dünyadaki gıda depolarında sterilizasyon için kullanılmasını sağlamıştır. Yiyecek ihtiva eden buzdolapları, bodrum veya mahzenlerdeki gıda ürünlerinin saklanma sürelerinin uzatılmasını ve daha sağlıklı koşullarda muhafaza edilmelerini de sağlamaktadırlar. Ozon herhangi bir kalıntı bırakmayıp, gıda maddesinin kendisiyle herhangi bir reaksiyona girmediği için sterilizasyon için kullanılabilecek en sağlıklı yöntemdir.

Her şeyin fazlasının zarar verdiği gibi ozonunda kullanımında bazı kısıtlamalar bulunmaktadır. İnsan bulunan ortamlarda sürekli bulunacak ozon miktarının 0,1 ppm.'i aşmaması tavsiye edilmektedir. Bu miktarın üzerinde ozona maruz kalındığında üst solunum yollarında bazı rahatsızlıklara rastlana bilinir. (ABD'nin EPA, OSHA, USDA ve ACGIH kuruluşları 0.1 ppm miktarındaki ozon seviyesine 8 saat süreyle maruz kalmanın hiç bir yan etkisi olmadığını tespit etmişlerdir.)

Mekanın büyüklüğüne ve istenmeyen madde yoğunluğuna göre jeneratörün çalışma ve durma süreleri ayarlanmalıdır. Hijyenin tam olarak sağlanması için mekanda insan olmadığı saatlerde yüksek konsantrasyonda ozon tutulması (0,2 - 0,3 ppm) ve mekan kullanıma açılmadan yarım saat önce jeneratörün durdurulması tavsiye edilir. Diğer zamanlarda ise 0,05 ppm.'lik bir ozon seviyesi yeni bakteri ve mikrop oluşumunu engelleyecektir.

Ozonla ilgili araştırmalar:
Yüzyılı aşkın bir süredir ozonun mikrop öldürücü ve sudaki diğer organik kirlendiricileri ortadan kaldırıcı etkisi bilinmektedir.

Pennsylvania State Üniversitesi'nde 1998 yılında yayınladıkları makalede ozonun çok iyi kanıtlanmış olan suda mikrop öldürme özelliğinin kütle bazında benzer oranlar kullanıldığında havada da geçerli olması gerektiği savını incelemişlerdir.

{OKSİJENİN ÖNEMİ}
OKSİJENİN ÖNEMİ - Dr. Robert E. Willner MD PhD.
Modern bir hastanedeki hemen hemen her hasta odasında oksijen sağlayıcı ekipmanlar mevcuttur. Her acil müdahale odasında aynı ekipmanların bulunması yasalarla zorunlu kılınmıştır. Derin nefes alma eksersizleri akciğerleri ile sorunu olan ve ameliyat sonrası iyileşmekte olan hastalar için doktorlarca önerilmektedir. Bu uygulama tekniklerinin eksik uygulanması bir çok şanssızlıklara neden olmaktadır. Bunlar herkes için rutin olmalıdır. Ortalama insan solunum sistemini kendisine bahşedilmiş bir şey olarak görmektedir ama onu kullanmayı bilmek de en ona sahip olmak kadar önemlidir. Yaygın doğu dinleri Kendi dinlerinin önemli bir öğretisi olarak bilinçli nefes almayı içine alırlar. Hint’liler “prana” dan sağlıklı bir hayat için Tanrının verdiği harika bir madde diye söz ederler. Hiç şüphe yokki bu madde ozondur.
Derin nefes alma teknikleri günümüzde eskiden olduğundan daha fazla önem taşımaktadır çünkü şehirlerimizde soluduğumuz havadaki oksijen miktarı gittikçe azalmaktadır. Metabolizmada aşamalı olarak oksijen yoksunluğunun etkisi vücudumuzun günlük ürettiği toksik atıkların fazlalaşmasına ve harabiyete yol açar. Düşük oksijen alımının sonuçlarından biri vücutta ürik asit miktarının artmasıdır. Bu da geniş çapta metabolik problemlerin oluşmasına sebep olur.

{ SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN OZON SAUNA }
Sağlıklı bir yaşam için...
Ozon Sauna, Kardio-vasküler sistemini ve kan basıncını olumlu yönde etkileyerek, kalbe ve bütün Kardio-vasküler sistemine stressiz bir antrenman yaptırmaktadır.
» Ozon kandaki oksijenasyonu artırır . Böylece dokulara daha fazla oksijen ulaşır.
» Ozon Sauna, vücutta yarattığı rahatlamanın ötesinde; soğuk algınlığı, kireçlenme, baş ağrısı, halsizlik gibi şikayetlerde de yardımcı bir tedavi aracıdır. 40°C derecede virüslerin üreme hızının 250 misli azaldığı, 41°C derecede ise pneumonia’ya (zatüre) sebep olan bakterilerin öldüğü bilimsel bir gerçekliktir.
» Ozon Sauna, vücudun dış etkilere karşı direncini artırır.
» Ozon Sauna, derinin ölü hücrelerden arınarak yenilenmesini; yumuşak , pürüzsüz ve daha dirençli bir yüzeye sahip olmasını sağlar.
» Ozon Sauna, böbreklerin 24 saat boyunca çalışmasını gerektiren ağır metallerin boşaltım işini, terleme yoluyla ve metabolizmayı hızlandırarak yerine getirir. Bu nedenle doktorlar, ağır böbrek hastalarına ev saunasını önermektedir
Sağlıklı bir zayıflama için...

» Ozon Sauna, sağlığı kötü yönde tehdit eden yağlar, yağ asitleri,metobolik elementler ve zararlı toksinlerin kalbe yüklenmeden vücuttan atılmasına yardımcı olur.
Böylece vücudun aşırı yağlanmasını önler, zayıflatır.
» Ozon Sauna ile vücudunuz 20 dakikalık seansta 200 ile 450 arasında kalori harcar.

Stres ve yorgunluktan uzaklaşmak için...

» Ozon Sauna; ısı, buhar ve aromaterapi olmak üzere 3 farklı terapi yöntemi sunarak hem doğal bir gençleşme sağlar hem de size sağlıklı, stressiz bir yaşamın kapılarını aralar...

Spor sonrası rahatlık için...

» Yoğun terleme, vücuttaki su ve toksin dengesini ayarlar. Bu nedenle spor sonrası oluşan ve kas ağrılarına neden olan laktik asitlerin terleme yoluyla atılması en sık başvurulan yöntemdir.

Ozon Sauna kullanarak, spor sonrası oluşan ve kas ağrılarına neden olan laktik asitlerin ozon ile parçalanarak terleme yoluyla atılmasını sağlayabilirsiniz.

Ozon tedavisi ile kanseri yenebiliriz
Kanserin tedavi ve önlenmesinde oksijenin önemi ve süperoksijen tedavisi

İnsanlar, bir çok nedenden dolayı oksijen yetersizliği çekebiliyor.Örneğin uzun süre hava kirliliğine maruz kalma, sigara içme, hareketsiz yaşam, stres, akciğer ve kalp damar hastalıkları, canlılıklarını yitirmiş gıdalar,derin nefes alamamak ve yetersiz egzersiz gibi..
İki Nobel sahibi bilim adamı Dr. Otto Warburg, kendisine Nobel ödülü kazandıran bilimsel çalışmasından elde ettiği sonuçları açıkladığında, kanserin temel nedeni olarak oksijensiz yaşamı gösteriyor.Dr. Warburg'a göre, vücuttaki onkojenlerstres, kirlilik, radyasyon yanında oksijensizlik gibi faktörlerle de birleşerek kanseri başlatabiliyor.Hücresel oksijen yetersizliği, kansere yol açtığı düşünülen önemli bir faktör.Dr. Warburg, o zaman şöyle bir ifade kullanmıştı:' Kanserin tek ve nihai nedeni oksijensiz yaşamdır.Yani 'anaerobiosis' tir.Normal hücreler oksijene gereksinme duyarlar,oysa kanser hücreleri oksijensiz yaşayabilir.'Dr.Warburg, herhangi bir embriyondan alınan normal hücrelerin laboratuvar tüpünde oksijensiz yaşamaya zorlandığında, kanser hücrelerinin özelliklerini aldıklarını gösterdi.Warburg,'Bu, normal hücrelerin, sadece tek bir değikeni değiştirmekle, kanserli hücrelere dönüşebileceği anlamına geliyor.' demişti.Hücreler oksijenden mahrum bırakılınca, en ilkel dönemlerine geri dönebiliyor ve enerjilerini, normal bitki ve hayvanların yaptığı gibi oksijenden değil, bunun yerine şekerin fermantasyonundan alarak, glikoz reaksiyonlarına girebiliyordu.Kanser hücrelerinin çok hızlı üremeleri, çok yüksek miktarda glikoz kullanımını gerektiriyor ve glikozu laktik aside dönüştürüyor.Bedenin asitlilik derecesi yükseldikçe,hücrelerin oksijen kullanmaları daha da zorlaşıyor.Kanserli hücreler, sağlıklı insan hücrelerine oranla tam 10 kat daha fazla laktik asit içerebiliyor.Yine aynı oksijen yetersizliği teorisine göre kanser hücreleri, oksijen yönünden zengin bir ortamda varlıklarını sürdüremediklerinden, yeterli oksijen sağlanırsa, bu cinnet halindeki glikoz fermantasyonun durduğu, tümör dokusunun beslenmesinin bozulduğu ve tümör hücrelerinin öldüğü tespit edilmiştir.
Oksijen eksikliği kanserin yayılmasını da kolaylaştırıyor.İsveçli bilim adamları, oksijen eksikliğinin, kanserli hücrelerin primer (anakaynak) tümörden ayrılıp, başka yerlere yerleşmesine neden olduğunu tespit ettiler.Kanda, hücrelerde ve dokularda oksijen eksikliğine bağlı gelişen fonksiyon bozukluğu olarak bilinen hipoksi durumunda,CXCR4 geninin aktif hale geldiğini saptadılar.Bu genin, aktif hale gelmesinin, kanserli hücrelerin başka organlarda oluşmasını kolaylaştırdığını belirleyen bilim adamları, hücrelerin primer tümördeki oksijen eksikliğinden kaçtığını kaydetmişlerdir.
Bu bilimsel çalışmalardan sonra kanserin tedavi ve önlenmesinde oksijenin önemi anlaşılmış ve süperoksijen tedavisi (ozonterapi) önem kazanmıştır.Ozon oksijenin özel bir formudur. İki oksijen atomu içeren normal oksijenin aksine ozon 3 oksijen atomu içerir.Yüksek oksidasyon etkili, keskin kokulu, stabil olmayan bir gazdır.Toksik etkisi olmayan ozon, genellikle hücrelerin oksijen uyumunu geliştirir ve oksijenasyondengesini sağlayarak, tümörün oluşturduğudoku tahribatının tamirini ve dolayısıyla iyileşmesini hızlandırır.

{ KANSER KONUSUNDA 3 ŞEY }
KANSER KONUSUNDA...başka yerde okuyamayacağınız 3 şeyi bilmeniz gerekir.....


· KANSER HÜCRELERİ ŞEKERİ SEVER...OKSİJENDEN NEFRET EDER. Kanser hücrelerinin vücudunuzda yaşamasını zorlaştırmak için kan şekerinizi normal değerlerine düşürmelisiniz ve kandaki oksijen seviyelerini % 99-100 aralığına yükseltmelisiniz.


· VÜCUDUN PH DENGESI DAHA FAZLA OKSIJENI IÇERI ALIP DAHA FAZLA KARBONDIOKSITI DIŞARI ATMAYI BAŞARABILMENIN ANAHTARIDIR. Otto Warburg bilinçli olarak 47 hayvan türünde hücreleri oksijenden yoksun bırakan pH düzeyini düşürerek kanser üremesini sağladı. Doktorlar laboratuvarlarda sadece oksijen beslemesini azaltarak sağlıklı hücrelerin mutasyona uğramasına neden oldukları bildirilmiştir.


· KANSERLİ HÜCRELERİ ÇABUK YENMEK İÇİN GÜÇLÜ BİR BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNE İHTİYACINIZ VAR. Yukarda bahsedilen iki şeye ilaveten güneş, temiz hava, arıtılmış su, tamamı ile organik yiyecekler, dengeli bir sindirim ve pozitif düşünce gerekir.

Ozon tedavi ile hiperbarik oksijen tedavi karşılaştırması
Ozon tedavi ile hiperbarik oksijen tedavi karşılaştırması
Dr Velio Bocci ; Siena-İtalya


Ozon-oksijen tedavisi doktorlar tarafından bilinmemekte ve bu nedenle bu tedavinin hiperbarik oksijen tedavisi (HOT) gibi olup olmadığı sıkça sorulmaktadır.
HOT % 100 oksijen verilen bir medikal uygulama olup, deniz seviyesinde, atmosferik basıncın 2-3 katı (genelde 2.6 katı ) oksijen ile yapılan bir tedavidir. Fizyolojik koşullarda, deniz seviyesi ve normal hava, alveollerde pO2 ( O2 : 14% ) 100 mmHg’ya eşdeğer olmaktadır ve arteriyel kandaki pO2 98 mmHg civarındadır,Hb tamamen sature olup ( Hb4O8 ) ve plazmada da 0,3 ml/dl oranında eriyik O2 bulunmaktadır İstirahat halindeki dokular kandan ortalama %25 oranında O2 alır( ör : 5-6 ml O2/dl) , böylece venöz kanda %40 oranında O2 ve H4O8 kalmış olur ve O2 molekülünün 1 tanesini bırakarak H4O6 haline gelir .Bundan dolayı fiziksel olarak plazmada erimiş olan O2 dokuların ihtiyacı için etkin değildir ve bundan dolayı ihtiyaç olan 5,5 ml O2 H4O8 in deoksijenasyonu ile elde edilir . Hiperbarik tankında, 3 atmosferde %100 O2 verilir, bu durumda plazmada eriyik olarak bulunan O2 en fazla 6 ml/dL kadar olup Hb O2 ile tamamen sature olmuştur.Bu durumda plazmada eriyik haldeki O2 hücresel düzeydeki ihtiyacı karşıladığından , Hb4O8 neredeyse hiç O2 bırakma ihtiyacında değildir.

 *Hızlı dekompressyon (örneğin 4-5 den 1-2 atmosfere) dekompressyon hastalığına neden olmaktadır , nitrojenin plazmik sıvıda eriyik haline gelmesi, ve ani basınç azalması karşısında gaz haline dönüşerek dissemine gaz embolisine neden olmaktadır. Dalgıç eğer yeterince hızlı bir şekilde hiperbarik tanka yerleştirilebilirse , yavaş dekompresyondan dolayı nitrojen oksijen ile yer değiştirir ve yavaşça vücuttan atılır .

 *Karbonmonoksit (CO) zehirlenmesi dünyada en sık görülen ölüm nedeni olup (Ernst ve Zibrak 1998) CO O2 ye göre Hemoglobine 240 kat daha fazla affinite ile bağlanır. CO varlığında HbO2 dissosiyasyon (ayrılma) eğrisi sola kayar ve daha hiperbolik şekil alır ve sonuçta O2 salınımında doku düzeyinde bozukluk olur ve CO miyoglobine bağlanır.
Hiperbarik tankında toksisiteye maruz kalmış kişi plazmada eriyik O2 ile anoksik dokuya O2 sağlayarak ve karbonmonoksit(CO) ve hemoglobin (Hb) ayrışmasını arttırarak kurtarılabilir : Normal hava soluyarak yarılanma ömrü 300 dakika iken , %100 oksijenli (O2) hiperbarik tedavide yarılanma ömrü 20 dakikaya inmektedir. Bunun dışında HOT karbonmonoksitin (CO) cytokrom C oksidazdan dissosiyasyonunu (ayrışmasını) sağlamakta böylece hücresel enerjiyi arttırmaktadır. CO ile intoksikasyonda normobarik O2 verilmesi tabii ki yararlıdır ancak CO-Hb yarılanma ömrü 60 dakikaya iner doku oksijenasyonu daha iyi olur ancak HOT kadar iyi değildir.

 *Nadir durumlarda ,hemorajik şok ağır anemiye neden olabilir ve dokunun metabolik ihtiyaçları karşılanamayabilir : eğer uygun kan bulunamazsa veya dini nedenlerden dolayı kan verilemezse o zaman HOT eritrosit kaybını kompanze etmeye çalışır
Bu 3 örnek HOT’nin önemini vurgulamaktadır.

Yan etkiler nadirdir kısmen tipik oksijen toksisitesi (%20 hastada optik semptomlar görülür) antioksidan verilmesi ile ve hipoksi periodunun kısaltılması ile giderilebilir. baro travma riski ve HOT merkezi kurulması için yüksek yatırım bedelleri ve oksijenin çok kolay yanıcı bir gaz olması dikkate alınmalıdır . Son 10 yılda İtalya’da 2 trajik patlama olmuştur biri Napoli de (tek kişilik tank) diğeri Milano da (çok kişinin bulunduğu tank) ve pek çok kişi ölmüştür. Karşılaştırmak gerekirse ozon tedavi bu tip riskler taşımamaktadır ve ozon tedavi maliyetleri de çok çok düşüktür .

Ozon oksijen tedavisi ile HOT arasında köklü farklar vardır.

Her ne kadar gaz karışımı %95-99 oksijen ise de ozon tedavinin hedefi direk olarak kanı oksijenlendirmek değildir .Tüm uygulama şekillerinde arteriyel pO2’de invivo olarak çok az artış olur . Ancak ozon doğru kullanıldığı taktirde pek çok özelliğe sahiptir : dezenfektan ve immunmodulatör aktivite (sitokin salınımı) ,hipoksik dokulara vazodilatasyon ile oksijen sağlanması ve HbO2 dissosiyasyon (ayrışma) eğriside sağa kayma (venöz kanda pO2 20 mmHg ye düşebilmektedir). Büyüme faktörlerinin salınımı (PDGF – Platelet derived growth faktor ,TGF-β1 –Transforming growth factor beta 1 …. vs) dolayısıyla doku iyileşmesini hızlandırarak , ani homeostatik değişim nedeniyle hormonal salınım ve /veya plasebo etki , ve en önemlisi antioksidan savunma kapasitesinin artması ile genel bir metabolik iyileşme görülmektedir.

Diğer bir önemli fark ozon tedavi uzun süren ve birbiri ile bağlantılı metabolik değişikliklere neden olurken HOT’ de değişiklikler yüksek konsantrasyondaki Oksijene bağlı olup kısa süreli etkileri vardır. Çok ilginçtir ki , ilk Hiperbarik Oksijen Tedavisinin hemen sonrasında artmış DNA hasarı saptanmış olup bir gün sonrasında hiçbir etki görülmemiştir. Dennog ve arkadaşlarına göre (1996) aynı şartlar altında HOT devamında antioksidan savunma sisteminde artış olabilmektedir.Bu varsayım Kim ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışma ile desteklenmektedir (2001). İlk HOT seansından sonra görülen önemli oksidatif hasar bulguları nedeniyle ozon tedaviye düşük dozlar ile başlanıp yavaşça doz artırımına gidilmesi ve böylece muhtemel bir hasarın önüne geçilmesi yönündeki görüşlerim güçlenmiştir .


HOT - OZON TEDAVİNİN HASTALIKLARDAKİ ETKİNLİK KARŞILAŞTIRMASI
________________________HOT________OZON TERAPİ
Arteriyel gaz embolisi________iyi________etkisiz
Dekompresyon hastalığı________iyi________etkisiz
Ağır CO ve duman inhalasyonu__iyi________etkisiz
Ağır kankaybına bağlı anemi___iyi________etkisiz
Gazlı gangren_________________iyi________bilinmiyor
Deri greftleri ve flepleri_____az_________iyi
Osteo-radionecroz önlenmesinde_az_________iyi
Radyasyon tahribatı____________az_________iyi
Refrakter osteomiyelit_________az_________iyi
Nekrotizan fascitis____________az_________iyi
Travmatik iskemik yaralar______az_________iyi
Termal yanıklar________________az_________iyi
Kronik ülserler ve yaralar____az_________iyi
Multipl skleroz___________etkisiz_________orta
Kronik yorgunluk sendromu______az_________orta
HİV-AİDS_______________________az__________az
Yaşlılık / geriatri________etkisiz________orta


+ az ; ++ orta ; +++ iyi aktivite ; --- etkisiz


Ben ozon tedavisini daha çok sevmekteyim çünkü bu bilgiler ışığında ozon tedavi daha etkili görünmektedir . Pek çok vakada kombine uygulamalar tercih edilmektedir , Majör terapi ve torbalama veya rektal insuflasyon ve ozonlu su ve kremler böylelikle sinerjistik etkilerden yararlanarak hedefe ulaşırız .Buda ozon tedavinin etkinliğini çeşitli kollardan gösterir . (enfeksiyon ,enflamasyon, hücre nekrozu, iskemi, metabolizma bozukluğu ve bozulmuş iyileşme süreci vb.)
Dr. Bevers ve arkadaşları (1995) de radyasyona bağlı hematürilerde HOT (20 seans %100 O2 3 bar ve 90 dakika süre ) kullanmış buna karşılık Dr. R. Dall’Aglio bu problemi sadece 3 seans ozon gazı uygulama ile ( haftada 1 kez ) çözmüştür . 1996 yılında Dr. Bavers karşılaştırmalı çalışma teklifimi reddetmiştir.

MUCİZE YARATAN OZON TEDAVİSİ OP.DR.MUAMMER VELİDEDEOĞLU
Mucize yaratan ozon terapisi
Son günlerde üst üste gelen yoğun iş programınız nedeniyle kendinizi yorgun ve güçsüz mü hissediyorsunuz? Yoksa önünüzde sizin için hayati önem taşıyan, mutlaka kazanmanız gereken bir sınav mı var? Çok önemli bir spor müsabakasına mı katılacaksınız? Yaşlandığınız için her gün yeni bir ağrıyla mı tanışıyorsunuz? Vücut direncinizi arttırmak için avuç avuç vitamin ve enerji hapları almaya gerek yok. Bir kaç "ozon terapisi" seansına girerek kendinizi son derece dinç ve dinamik hissedebilirsiniz. Günümüzde kanserden hepatite, kolitten zonaya kadar pek çok hastalığın tedavisinde yardımcı yöntem olarak kullanılan ozon terapisi, aynı zamanda sağlıklı insanların performanslarını artırmaya ve vücudu gençleştirmeye de yarıyor. Dünyada yaklaşık 50 yıldır uygulanan bu terapi Türkiye'de ise çok yeni. İlk olarak 1999 yılında Kızılay Altıntepe Tıp Merkezi'nde uygulamaya başlayan Op. Dr. Muammer Velidedeoğlu, ozon terapisini şöyle açıklıyor: "Dolaşım bozukluklarında, kronik hastalıklarda, kolitlerde kullanıyoruz bu tedaviyi. Ayrıca vücudun yaşlanmasını önleyici etkisi de var. Ancak bu yöntem vücudu gençleştirmez, sadece vücudun fonksiyonlarını düzene sokar. Vücutta 70-100 milyar hücre bulunur. Aşağı yukarı günlük veya haftalık 10 milyar hücre tahrip olur. Vücut bunun yerine yenisini koyar. Ozon bunu takviye ediyor. Bağışıklık sistemindeki hücreleri aktive ederek hücrelerin 21 gün değil de 12 günde bir değişmesini sağlıyor. O yüzden bir gençlik ortaya çıkıyor. Aslında buna gençlik değil de dinçlik, dinamizm demek daha doğru."

Bu dinamizm öyle bir şey ki, Op. Dr. Velidedeoğlu ozon terapisine girenlerin büyük bir çoğunluğunun, "Yeniden doğmuş gibiyim. Ağacı kökünden sökebilirim" ifadesini kullandığını söylüyor: "İlk uyguladığımız dönemlerde bir üst düzey yönetici gelmişti ve manager hastalığı denilen bir hastalığı vardı. Yüksek pozisyondakilerin günlük stresleri neticesi oluşan bir sürmenaj durumu bu. Bu hastaya 8 kez uyguladık çok memnun kaldı. Sonra yavaş yavaş yayıldı. Sonra biri telefon etti, 'Sporcularda doping olarak yapılır mı?' diye. Almanya'da Bayern Münih takımı futbolcularına büyük maçlardan önce 2 veya 3 uygulama yapar. Ama bu doping değildir. Vücudun oksijen ihtiyacını karşılayıp performansını yükseltir. Aynı şekilde büyük bir sınava gireceksiniz, seyahate çıkacaksınız veya çok yoğun bir programınız vardır iki üç tedaviden sonra kendinizi çok dinç hissedersiniz. Ben 30 yıldır kendime uyguluyorum. İşadamları, bankacılar, doktorlar var bize gelen. Futbolcuları almadık buraya. Çünkü onlar için ayrı bir birim oluşturmak lazım. Ama onlara uygulayan arkadaşlar var sanıyorum."

KIRIŞIKLIĞA KULLANILMAZ
Avrupa'dan sonra Türkiye'de de ozon terapisinin rant amaçlı kullanılmaya başladığı ve bu nedenle anti- aging'in ön planda geldiğini söyleyen Op. Dr. Velidedeoğlu, özellikle son zamanlarda botoks yerine kullanılmasının çok yanlış olduğu görüşünde: "Bir insanın ozon tedavisiyle 10 yaş 20 yaş gençleşmesi mümkün değil. Kırışıklıklara verilen ozon gazı orada bir şişme meydana getiriyor. Dolayısıyla oraya aşırı derecede doku yüklemesi oluyor ve deri geriliyor. Ama 5-10 gün sonra tekrar eski haline dönüyor. Güzellik merkezleri yapıyor. Hekimlerin dışında uygulanması doğru değil. Biz daha ziyade tıbbi alanda uyguluyoruz. Mesela eklem kireçlenmelerinde ozon gazı veriyoruz eklemin içine. Ve yürüyemeyen hastalar iki üç hafta sonra bastonları bırakıp yürümeye başlıyorlar." Ozon terapisinin bir diğer kullanım alanı ise kanser hastalarının tedavisine destek olmak. Dr. Velidedeoğlu, 100'e yakın hastada uyguladıklarını ve olumlu sonuçları gördüklerini anlatıyor: "Mesela meme kanserlerinde kemoterapi yapılırken saç dökülmesi olur. Ozon uygulandığında saç dökülmesi yüzde 60- 70 azalıyor. Saçları dökülen sağlıklı insanlarda da uyguluyoruz ozonu ve faydasını görüyoruz."

Ozon gazının vücuda nasıl etki ettiği konusunda şöyle bilgi veriyor Dr. Velidedeoğlu: "Ozon, normal oda ortamında 30 dakikada parçalanır. Vücutta kanla karıştığı zaman 2-3 saniye içinde parçalanıyor ve ikiye ayrılıyor. İki atomlu ve tek atomlu oksijen. İki atomlu oksijeni alyuvarlar hemen emiyor. Normalde alyuvarlar kanda madeni paralar gibi birbirine yapışık hareket ederler. Ama ozon gazıyla karıştığı zaman hemen ayrılıyorlar ve formlarını değiştiriyorlar. Dolayısıyla satıh genişlediğinden yüksek derecede oksijeni emerek vücudun ihtiyacı olan bölgeye gidiyor. Mesela karaciğerinizde iltihap varsa bütün ozonla yükselmiş alyuvarlar oraya yöneliyor. Böylece parçalanma sonucunda emilen oksijen dokuya gidiyor."

Ozonun vücuda uygulanışını ise Dr. Muammer Velidedeoğlu şöyle anlatıyor: "Ozon'un vakum şişeleri vardır. Önce vücuttan 50 ya da 75 ml. kan alınır. Ozon gazı ozon generatörüyle elde edilir. Kan alındıktan sonra ozonla karıştırılır, sonra tekrar vücuda verilir. Bu uygulamanın tekrarı hastanın şikayetine göre 6 ila 12 defa arasında değişir. Kanserlerde 18- defaya kadar haftada iki defa yapılır. Kanser hastalarında çok yüksek doz uygulanır. Sebebi kanser hücreleri oksijenli ortamda bulunamazlar, parçalanamazlar ve oksijen içinde boğulurlar. Aynı zamanda vücudun bağışıklık sisteminin arttığı derecede kanser hücresinde azalma olur." Hiçbir yan etkisi olmadığı söylenen ozon terapisinin bir seansı için Kızılay'da 100 milyon lira ödemek gerekiyor. Ayrıca Türkiye'de bir de ozon cemiyeti kuruldu. Burada ozon eğitimi alan hekimler, bu uygulamayı yapabiliyor ancak cemiyet tarafında sürekli denetimden geçiriliyorlar.

OZON TEDAVİSİ PEK ÇOK HASTALIK İÇİN YENİ BİR UMUT MU? DOÇ.DR.AHMET KORKMAZ
DAHA AYRINTILI BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ

1839 yılında keşfedilen ve uzun zaman şehirlerin su arıtma sistemlerinde dezenfektan olarak kullanılan ozon gazı, pek çok kişi tarafından bu özelliği ile bilinir. Ayrıca atmosferdeki koruyucu ozon tabakası ile ilgili haberler bu gazın bilinirliğini artırmıştır.

Atmosferin üst tabakalarında koruyucu, ancak solunan havada akciğerlere ve göze zararlı etkileri olan bu gazın ilk tıbbi kullanımı Birinci Dünya Savaşı’nda Alman askerlerin Alman askerlerinin kangren ve benzeri ciddi yaralanmalarını tedavi eden Dr. Albert Wolff tarafından gerçekleştirilmiştir. Tıbbi bir toplantıda ozonun tedavi edici bir ajan olarak tartışıldığı ilk önemli organizasyon 1935 yılında Berlin’de toplanan 59. Alman Cerrahi Birliği (59th Meeting of the German Surgical Society) toplantısı olup, burada Dr. Erwin Payr “Cerrahi’de Ozon Uygulamaları” başlığı altında kendi vakalarını sunmuştur. Bu tarihten sonra 80’li yıllara kadar, ozon tedavisini münferit olarak uygulayan çeşitli hekimler ve araştırmacılar bulunmaktadır. 1980’li yıllardan itibaren tıbbi amaçla ozon kullanımına yönelik gerek bilimsel çalışmalar, gerekse vaka serileri literatürde artmaya başlamıştır.

Ozon tedavisi belirli bir miktarda oksijen/ozon karışımının vücut boşluklarına ya da dolaşım sistemine uygulanmasıdır; bu karışım toplar damar, kas ve eklem içine, uygulanabildiği gibi deri üzerine de uygulanabilir. Ozon tedavisinin en yaygın uygulaması haline gelmiş olan yöntem 1974 yılında Dr. Wolff tarafından tarif edilmiştir. Bu yöntemde; bir miktar kan (50–270 ml) vücut dışına alınarak, ozona dayanıklı bir şişede 5-10 dakika oksijen/ozon karışımıyla temas ettikten sonra tekrar aynı kişiye geri verilir. Tarif edilen uygulama şekli majör otohemoterapi (AHT) olarak adlandırılmaktadır. Bu tarihten günümüze, daha çok Avrupa, Küba ve Kanada’da olmak üzere milyonlarca hastaya ozon tedavisi uygulanmış ve hemen hiçbir yan etki ile karşılaşılmamıştır.

Ozon tedavisi klasik anlamda ilaçlardan farklı bir etki mekanizmasına sahiptir. Kısaca ozon tedavisi, vücudun kendi tedavi edici mekanizmalarını harekete geçiren ve onun hastalıklarla savaşma gücünü ciddi düzeyde artıran bir etki oluşturur. Bu özelliklerinden dolayı, tıbbi tedavilerin yetersiz kaldığı pek çok durumda yüz güldürücü sonuçlar elde edilebilir. Aşağıdaki listede sıralanan hastalıklar ozon ile tedavi edilebilecek hastalıkların ne denli fazla olduğunu göstermektedir.

• Özellikle diyabetik yaralar olmak üzere tüm zor iyileşen yaraların tedavisinde

o Diyabetik ayak

o Açık bacak yaraları (ulcus cruris)

o Bası yaraları (dekubitis yaraları)

o İltihabi barsak hastalıkları (Chron, kolit, proktit)

o Yanıklar, haşlanma yaraları

o Bakteri ve mantar enfeksiyonları

o Damar tıkanıklığına bağlı özellikle bacaklarda ortaya çıkan kanlanma bozuklukları ve buna bağlı ülserler, yaralar

• Virüslere bağlı hastalıklar

o Viral hepatitler (hepatit B ve C)

o Agız çevresi ve genital bölgedeki uçuklar (herpes infeksiyonları)

o Çok sık gribal enfeksiyon geçirme (influenza)

• Yaşlılığa bağlı şikayetlerde

o Yorgunluk, halsizlik, genel vücut ağrısı

o Egzersiz yaparken ortaya çıkan yorgunluk ve bacaklarda dolaşım bozukluğuna bağlı ortaya çıkan ağrı ve şişlikler

o Eklem hasarının azaltılmasına yardımcı olarak

o Yaşa bağlı maküler dejenerasyonunun kuru tipinde

• Cinsel fonksiyonların desteklenmesi

o Diyabetin erken evrelerindeki ereksiyon kaybının tedavisinde

o Depresyon ve duygu durum bozukluklarına bağlı cinsel isteksizlerin ve ereksiyon sorunlarının giderilmesinde

• Otoimmun hastalıklarda non-spesifik immunomodulasyon amacıyla

o Romatoid artrit, psöriasis, multiple skleroz, lupus, Behçet hastalığı gibi immun sistemin aşırı aktivasyonu ile ortaya çıkan hastalıklarda yardımcı tedavi olarak

o Kalp yetmezliği olan hastalarda (mutlaka hastayı takip eden hekimin onayı ile yapılır)

• Dolaşım bozuklukları ve damar endotel hasarına bağlı durumlarda

o Şeker hastalarında damarların hasarlanması sonucu ortaya çıkan dolaşım bozuklukları ve doku hasarının (göz, böbrek, sinir) azaltılmasında

o Yaygın sellüliti olan kişilerde cilt dolaşımının düzenlenmesinde

o Fibromyaljide ortaya çıkan bölgesel dolaşım bozukluğunun giderilmesinde

o Özellikle sigara içimine bağlı dolaşım bozukluklarının giderilmesinde

• Kronik inflamasyon ile seyreden solunum sistemi hastalıklarında

o Astma

o Kronik Obstriktif Akciğer Hastalığı (KOAH)

• Kronik yorgunluk sendromu, depresyon ve duygu-durum bozukluklarına bağlı ikincil şikayetlerde vücudun savunma sistemlerinin desteklenmesi amacı ile

• Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapinin etkinliğini artırmak ve savunma sistemini desteklemek amacı ile

• Alzheimer, Parkinson ve bunama gibi yaşa bağlı hastalıkların tedavisinde yardımcı olarak ve şikâyetlerin azaltılması ve genel iyilik halinin sağlanması amacı ile güvenle kullanılan bir tedavi yöntemidir.

Ülkemizde yeni tanınmaya başlayan bu tedavi yönteminin özellikle tedavisi zor uzun süreli hastalıklarda hastalara yeni bir umut olacağı açıktır.

Doç.Dr. Ahmet KORKMAZ
Ayrıntılı Bilgi İçin Tel:0(312)-3043601
drakorkmaz@gmail.com

OZON PERİTONEAL ADEZYON_GATA FİZYOLOJİ VE GENEL CERRAHİ AD. ANKARA
Trakya Tıp Dergisi’nde yayımlanmak üzere değerlendirilmektedir

SIÇANLARDA OLUŞTURULMUŞ PERİTONEAL ADEZYON ÜZERİNE OZON TEDAVİSİNİN ETKİSİ
Mehmet Özler, Nail Ersöz, İ. Hakkı Özerhan, Serdar Sadır, Şükrü Öter, Ahmet Korkmaz
GATA Fizyoloji ve Genel Cerrahi AD.

GATA Fizyoloji AD. Ayrıntılı Bilgi İçin Tel:0(312)-3043601 Email: drakorkmaz@gmail.com

ÖZET
Amaç: Bu çalışmada ozonun sıçanlarda oluşturulmuş peritoneal yapışıklık modelinde etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Çalışma planı: Toplam 24 adet Sprague-Dawley türü erkek sıçan üç eşit gruba ayrıldı. Çalışmada deney hayvanlarının çekumlarına kesi yapılıp sütüre edilerek intraabdominal yapışıklık oluşumu sağlandı. Kontrol grubu 15 gün boyunca kendi haline bırakıldı. Diğer iki gruba ise günde bir kez 1mg/kg dozunda intraperitoneal ozon tedavisi uygulandı. Ozon tedavisi bir gruba operasyondan hemen sonra diğer gruba ise operasyondan 24 saat sonra başlandı. 15. günün sonunda sıçanlar anestezi altına alınarak karınları açıldı. Makroskobik gözleme dayalı yapışıklık skorlaması yapıldıktan sonra biyokimyasal ölçümler için çekumdaki yapışıklık bölgesinden doku örnekleri alındı.
Bulgular: Yapılan adezyon şiddeti skorlamasına göre ozon tedavisinin yapışıklık şiddetini azaltmada etkili olduğu görüldü. Adezyon şiddetini gösteren OH-proline düzeyi skorlamayla elde edilen sonuçlara paralel bulgular gösterdi. Ozon tedavisinin başlama zamanının yapışıklık şiddetinde etkinlik farkının olmadığı görüldü.
Sonuç: Sıçan modeli üzerinde ortaya konan bu bulgular ile ozon tedavisinin peritoneal yapışıklıkların önlenmesi açısından önemli bir yardımcı tedavi şekli olabileceği sonucuna varıldı. Ayrıca ozon tedavisi operasyondan sonra geciktirilmeden başlanırsa yapışıklık oluşumunda daha iyi sonuçlar alınabileceği değerlendirildi.

DAHA AYRINTILI BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ

Anahtar kelimeler: Peritoneal adhezyon, ozon, oksidatif stres
EFFECTS OF OZONE THERAPY ON PERİTONEAL ADHESİONS İN RATS
SUMMARY
Objectives: In this study, it was aimed to evaluate the effects of ozone therapy on peritoneal adhesions performed in rats.
Study Design: A total of 24 Spargue-Dawley male rats were divided into 3 equal-sized groups. Intraabdominal adhesions were obtained by performing an incision and suturation in the cecum of all animals. Control animals remained untouched along with 15 days. Daily 1mg/kg ozone was administered to the remaining two group animals intraperitoneally. Ozone therapy was started right before the operation for one group and 24h later after operation for the other. The rats were anesthetized and the abdomen opened after 15th day. After adhesion scoring based on the macroscopic inspection, tissue samples were obtained from the sutured region of the cecum to measure biochemical parameters.
Results: OH-proline levels which show adhesion density showed parallel results with scoring. Density of adhesion was not influenced by onset time of ozone therapy.
Conclusion: It was concluded that ozone therapy may be a beneficial adjuvant treatment to prevent peritoneal adhesions according to results obtained from this experimental model. Moreover, it was evaluated that, if ozone therapy is administered without any delay after operation, better results can be obtained in terms of alleviating peritoneal adhesions.

















Keywords: Peritoneal adhesion, ozone, oxidative stress


GİRİŞ
Peritoneal yapışıklık kavramı, peritoneal boşluktaki yüzeyler arasında meydana gelen fibrotik bantları ifade eder. Bunlar genellikle batın içi cerrahiye bağlı olarak ortaya çıkar. Ameliyat süresinin uzaması, bağırsak, üreter ve mesane travması veya kanaması peritoneal yapışıklık oluşumunu artırır. Abdominal cerrahi uygulanan hastaların %67-93’ünde peritoneal yapışıklık meydana geldiği, bu oranın jinekolojik operasyonlarda daha da arttığı bildirilmiştir.[1] Abdominal ve pelvik operasyonlardan sonra ortaya çıkan bu peritoneal yapışıklıklar, ince bağırsak tıkanması, kronik abdominal ağrı ve infertilite gibi patolojik durumlara neden olabilmektedir.[2]
Vücutta bulunan en büyük seröz membran peritondur. Viseral periton, yüzey alanı yaklaşık 2 m2 olan batın içi organların yüzeyini örterken parietal periton da abdominal boşluğu sınırlandırır. Peritoneal membran, destekleyici bazal membran üzerine yerleşmiş mezenkimal kökenli tek tabakalı mezotelial hücrelerden oluşur.[3] Mezotelial hücreler normalde çok az prolifere olurken (%0.16-0.5) periton hasarında bu oran çok artar (%30-60).[4] Peritoneal yapışıklığın oluşması için en az bir yüzeyde mezotelial hücre hasarlanması meydana gelmelidir.[5] Periton ince ve narin yapısı nedeniyle travmalara karşı oldukça duyarlıdır. Cerrahi, inflamasyon ve iskemik orijine bağlı olarak meydana gelen periton hasarında mezotelial hücreler zarar görerek dökülür. Mezotelial hücrelerin döküldüğü bölgede inflamatuar süreç başlayarak seröz eksuda meydana gelir. Bunu izleyen zamanda hücre göçü ve proliferasyon ile hasarlanan bölge onarılır. Bazı durumlarda iyileşme esnasında sızan eksuda içinde bulunan fibrinojen fibrin haline dönerek geçici matriks oluşmasına neden olmaktadır. Bazen de oluşan fibrin matriks iyi organize olarak hasarlı mezotelial tabakalar arasında sağlam fibrin bağlar oluşturmaktadır. Bu durum kliniğe peritoneal yapışıklık olarak yansımaktadır.[4]
Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir moleküldür. Oksijen (O2) molekülünün kararlı haline karşın ozon (O3), kararsız bir moleküldür. Ozon tedavisi, belirli bir miktarda oksijen/ozon karışımının vücut boşluklarına ya da dolaşım sistemine uygulanmasıdır. Ozon tedavisi özellikle inflamatuar sürecin yoğun olarak yaşandığı ve immün sistemin ön planda olduğu birçok patolojik durumda yardımcı tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bu durumlardan bazıları yara iyileşmesi, yaşa bağlı makuler dejenerasyon, iskemik ve infeksiyöz hastalıklardır. Ayrıca romatizmal hastalıkların da içinde bulunduğu ortopedik hastalıklarda da etkinliği gösterilmiştir.[6-9] Ozon tedavisinde kullanılan oksijen/ozon karışımı bir miktar oksijen desteği sağlarken çeşitli enzim ve sitokinleri artırarak ilave biyolojik etkiler gösterir. Ozon uygulamaları çeşitli otokoid, sitokin ve büyüme faktörlerinin salgılanmasını artırarak iyileşmeyi sağlar. Tekrarlayan ozon uygulamaları antioksidan sistemi uyararak bozulmuş redoks dengesini düzeltir.[10]
Bu çalışmada ozon tedavisinin peritoneal yapışıklık gelişmesine etkisi değerlendirildi. Çalışma ile ozon tedavisinin başta antioksidan sistem üzerindeki uyarıcı etkisinin adezyon oluşumuna nasıl bir katkı yapacağı test edildi.


GEREÇ VE YÖNTEM
Çalışmaya kurumumuz “hayvan deneyleri etik kurulu” tarafından etik onay verilmesinden sonra başlanmıştır. Çalışmada 24 adet 200–250 g Sprague-Dawley cinsi erkek sıçan kullanılmıştır. Deney hayvanları çalışma süresince aynı laboratuvar koşullarında tutulmuş, ticari sıçan yemi ve normal musluk suyuyla beslenmiştir.
Tüm gruplardaki deney hayvanları anestezi altına alınarak sırt üstü yatırıldı. Batın orta hattında 3 cm’lik bir bölge tıraş edilerek bu bölgedeki tüyler uzaklaştırıldı. Traşlı bölge Betadine (İsosol, Hayat Corporation, İstanbul, Türkiye) solüsyonuyla temizlenerek bu bölgenin dezenfeksiyonu sağlandı. Batın orta hat kesisi yapılarak çekum dışarı alındı. Dışarı çıkarılan çekumun antimezenterik yüzüne yaklaşık 1 cm’lik kesi yapılıp 4/0 atravmatik ipek (Doğsan Corporation, Trabzon, Türkiye) ile sütüre edilerek çekum tekrar yerine yerleştirildi. Son olarak batın orta hat kesisi 3/0 atravmatik ipek ile sütüre edilerek kapatıldı. Kontrol grubu (Kontrol) hayvanları 15 gün süresince kendi haline bırakıldı. Operasyondan sonra ozon tedavisi uygulanacak gruplara ise 1 mg/kg dozunda intraperitoneal ozon tedavisi 15 gün boyunca uygulandı. Ozon uygulamaları bir gruba operasyondan hemen sonra (Ozon 0) başlanırken diğer gruba operasyondan 24 saat sonra (Ozon 24) başlandı. Ozon, ozon jeneratöründen (Ozonosan Photonik 1014, Hansler. GmbH, Iffezheim, Germany) tedarik edilerek kullanıldı. Oksijen/ozon karışımı %96 oksijen %4 ozon oranında ve toplam 30 mg/ml ozon ihtiva etmekteydi. Elde edilen bu karışım polypropylene enjektörler kullanarak alınıp kontamine etmeden uygulandı.
Uygulanan yapışıklık modelinden 15 gün sonra, anestezi altında, sıçanların batınları açılarak Mazuji’nin tarif ettiği yöntem ile peritoneal yapışıklıkların makroskobik skorlaması yapıldı.[11] Bu yöntemde öngörülen skorlamanın ayrıntıları tablo 1’de, örnek adezyon görüntüsü ise resim 1’de gösterilmiştir.

Tablo 1 Peritoneal yapışıklık skoru derecelendirmesi
Skor Tanımlama
0 Yapışıklık yok
1 Künt diseksiyonla ayrılabilen ince yapışıklıklar
2 Ayırmak için %50’den az keskin diseksiyon gerektiren yapışıklıklar
3 Ayırmak için %50’den fazla keskin diseksiyon gerektiren yapışıklıklar
4 Ayırma esnasında serozal yaralanma
5 Ayırma esnasında tam kat yaralanma


Resim 1. Resimde skoru 3 olan adezyon örneği görülmektedir.

Bu ilk değerlendirmeyi takiben, malondialdehit (MDA), karbonile protein (PCO) ve hidroksiprolin (OH-prolin) düzeyleri ile süperoksit dismutaz (SOD) ve glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktivitesi ölçümleri için çekumdaki yapışıklık bölgesinden doku örnekleri alındı. Çıkarılan dokular ependorf tüplere alınarak sıvı nitrojen içerisinde hızla donmaları sağlandı. Donmuş olan dokular fosfat tampon içinde homjenizatör (Heidolph Diax 900; Heidolph Elektro, Kelhaim, Germany) kullanarak homojenize edildi. Homojenatlar 2 ya da 3 küçük tüpe bölünerek ölçümün yapılacağı zamana kadar −80ºC derin dondurucuda saklandı.
Bütün kimyasallar Sigma-Aldrich Chemie GmbH (Taufkirchen, Germany) ve bütün organik solventler MerckKGaA (Darmstadt, Germany) firmasından tedarik edildi. Bütün reaktifler ölçümlerin yapılacağı gün hazırlandı ve kullanılacağı ana kadar +40C buzdolabında saklandı.
İlk olarak sığır serum albumininin standard olarak kullanıldığı lowry ve arkadaşlarının tarif ettiği yöntem ile protein miktarı belirlendi.[12]
Lipid peroksidasyon miktarı tiobarbiturik asit reaksiyonunun kullanıldığı Ohkawa ve arkadaşlarınn tarif ettiği yöntem ile ölçüldü.[13] Bu yöntemde MDA’nın 535 nm’de tiobarbiturik asit ile reaksiyonu sonucunda meydana gelen renk değişimi spektrofotometrik yöntemle ölçülmektedir. Sonuçta MDA seviyeleri mmol/g-protein olarak hesaplandı.
PCO düzeyleri Levine ve arkadaşlarının tarif ettiği yöntem ile tayin edildi.[14] Doku homejenatları %20’lik triklorasetik asit (TCA) ile işlem gördükten sonra 2,4-dinitrophenylhydrazin (DNPH) kullanılarak inkübe edildi. Tekrar TCA ile işlem gören dokular en son 100 mM NaOH ile inkübasyondan sonra 360 nm dalga boyunda spectrophotometre cihazında (Helios epsilon, USA) değerler okunarak mmol/g-protein cinsinden PCO değerleri hesaplandı.
SOD aktivitesi nitroblue tetrazolium (NBT) kullanılarak Sun ve arkadaşlarınının tarif ettiği yöntem ile ölçüldü.[15]
GSH-Px enziminin aktivitesi, Paglia ve valentine’nin tarif ettiği yöntem ile hesaplanmıştır. Bu yöntemde NADPH oksidasyonu 340 nm’de spektrofotometrik olarak takip edilmektedir. Dakikadaki mmol NADPH oksidasyonu eğimi hesaplandıktan sonra GSH-Px aktivitesi U/g-protein olarak belirlendi.[16]
OH-prolin miktarı Reddy ve Enwemeka tarafından tarif edilen yöntem kullanılarak ölçüldü.[17] 560 nm’de spektrofotometrik olarak ölçülen OH-prolin absorbansları, sonunda μg/g protein olarak hesaplanarak ifade edildi.
Tüm istatistiksel analizler SPSS11.0 (SPSSFW, SPSS Inc., Chicago, IL., USA) istatistik paket programı ile yapılmıştır. Önce “Kruskal wallis’’ testi ile analiz yapıldıktan sonra, anlamlı sonuç veren grupların ikişerli olarak karşılaştırılmalarında denek sayısına uygun olarak nonparametrik bir yöntem olan “Mann Whitney-U” testi kullanıldı. Sonuçta p<0.05 bulunduğunda sonuç anlamlı olarak kabul edildi.

BULGULAR
Yapışıklığın değerlendirilmesi
Adezyon skorlaması sonucunda, genel olarak, ozonun peritoneal yapışıklıkları azaltıcı yönde bir etkisi olduğu gözlendi. Ozon 0 grubu ile ozon 24 grubu arasında yapışıklık şiddeti skorlaması bakımından farklılık yoktu. Tüm gruplara ait ayrıntılı yapışıklık skorları tablo 2’de verilmiştir.

Gruplar Mazuji
Skorlaması
Kontrol 2 (1-3)
Ozon 0 1 (1-2) a
Ozon 24 1 (1-2) a
Tablo 2. Peritoneal yapışıklık skorlamaları. (Median [Min-Max])
a Kontrol grubuna göre anlamlı artma ya da azalma (p<0.05)

Ozon tedavisi uygulanan deney gruplarında OH-Prolin düzeylerinin azaldığı görüldü. Ozon 0 ile Ozon 24 gruplarının OH-Prolin düzeyleri arasında fark yoktu. Tüm gruplara ait OH-prolin düzeyleri Şekil 1’de gösterilmiştir.

Şekil 1. OH-prolin düzeyleri
a Kontrol grubuna göre anlamlı artma ya da azalma (p<0.05)

Oksidatif Parametreler
Ozon uygulamalarının hem MDA hem de PCO seviyelerini anlamlı olarak azalttığı görüldü. Ozon 0 grubunda MDA ve PCO azalması Ozon 24 grubuna göre daha düşük bulundu. Deney gruplarında yer alan havyanların MDA ve PCO düzeyleri Şekil 2’de gösterilmiştir.

Şekil 2. MDA ve PCO düzeyleri
a Kontrol grubuna göre anlamlı artma ya da azalma (p<0.05)
b Ozon 24 grubuna göre anlamlı artma ya da azalma (p<0.05)

Antioksidan Parametreler
Antioksidan bir enzim olan SOD aktivitesinin ozon uygulamaları ile anlamlı yükseldiği görüldü. Ozon 0 grubu SOD aktivitesi Ozon 24 grubuna göre anlamlı yüksekti. GSH-Px aktivitesi kontrol grubuna göre ozon 0 grubunda anlamlı olarak artarken ozon 24 grubunda farklılık yoktu. Tüm gruplara ait SOD ve GSH-Px düzeyleri Şekil 3’de gösterilmiştir.

Şekil 3. SOD ve GSH-Px düzeyleri
a Kontrol grubuna göre anlamlı artma ya da azalma (p<0.05)
b Ozon 24 grubuna göre anlamlı artma ya da azalma (p<0.05)

TARTIŞMA
Doku bütünlüğünün bir travma sonucu bozulması, travma tipine bağlı olmaksızın hasarlanan bölgenin tamirini sağlayacak bir seri fizyolojik olayı başlatır. Bu olaylar, kemotaktik faktörler sayesinde hücre göçünün olduğu inflamatuar faz, fibroblast proliferasyonu ile karakterize proliferatif faz ve oluşan granülasyon dokusunun olgunlaşmasıdır.[18] Peritoneal bir travma için de bu süreç benzer şekilde işler. Peritonun yüzeyini oluşturan tek katlı mezotelyal hücreler, gevşek desmozomlar veya interselüler bağlarla birbirine bağlanmış bir tabaka oluşturur. Mezotelin altındaki kollajen ve elastik liflerden oluşan gevşek bağ dokusu tabakası ise bu tabakanın hareketliliğini sağlar.[19] Peritonun tek katlı hücrelerden oluşan yapısından dolayı hasarlanması çok kolaydır. Batın içi operasyonlar esnasında bu narin periton yapısı genellikle hasarlanır. Böyle bir hasar sonucu, inflamasyonla başlayan tamir süreci bazen komplikasyonlu olarak sonlanabilir. Bu durum karşımıza peritoneal yapışıklık olarak çıkmaktadır ve oldukça sık rastlanmaktadır.[20] Sander ve arkadaşları in vivo ve in vitro ortamda yaptıkları çalışmada peritoneal iyileşme esnasında oksidatif stresin arttığını, ayrıca oksidatif stres düzeyi ile yapışıklık şiddeti arasında doğru orantı olduğunu göstermişlerdir.[21]
Ozonun biyolojik etkileri için serbest radikaller önemlidir. Serbest radikaller, çeşitli patolojik süreçlerin gerek başlatıcısı, gerek ara basamaklarda işe karışabilen, gerekse sonucunda ortaya çıkabilen son derece reaktif maddelerdir.[22] Ozon tedavisi esnasında geçici olarak reaktif oksijen türevleri düzeylerinde artış meydana gelir. Tekrarlayan ozon uygulamaları ile oksidatif strese karşı adaptasyon gelişir ve antioksidan enzim ve moleküllerin düzeyleri artar. Böylece organizma oksidatif strese karşı daha dirençli bir hale gelir.[10] Chen ve arkadaşları yaptıkları böbrek iskemi-reperfüzyonu çalışmasında ozonun etkisini değerlendirmişlerdir. Bu çalışmada ozon böbrek dokusunun antioksidan enzim düzeylerini artırarak, MDA düzeylerini ise azaltarak reperfüzyon hasarından korumuştur.[23] Güven ve arkadaşları yaptıkları çalışmada ozon tedavisinin GPx ve SOD düzeyini artırırken MDA ve PCO düzeyini azalttığını göstermişlerdir.[24] Bu çalışmada oksidatif stresi göstermek amacıyla MDA ve PCO düzeyleri ölçüldü. MDA ve PCO seviyelerinin ozon uygulanan gruplarda literatürle uyumlu olarak azaldığını gördük. Biz ozon tedavisine operasyondan hemen sonra ve 24 saat sonra başladık. Bundaki amacımız peritoneal iyileşmede ilk 24 saatte meydana gelen hücre kemotaksisi ve inflamasyonu kendi haline bırakmaktı. İlk 24 saatte trombositlerden ve diğer hücrelerden çok sayıda büyüme faktörleri ve vazoaktif maddeler salgılanır.[25] Ayrıca bu dönemde nitrik oksit ve reaktif oksijen türevlerinin yapımı artar.[26] Çalışmamızda operasyondan hemen sonra başlanan ozon tedavisinin 24 saat sonra başlanan ozon tedavisine göre antioksidan enzimleri daha çok artırdığı, MDA ve PCO gibi oksidatif parametreleri daha etkin düşürdüğü görüldü. Ozon/oksijen karışımında bulunan ozon, uygulamadan hemen sonra çoklu doymamış yağ asitleriyle, antioksidanlarla ve sistein gibi SH grubu taşıyan tiol bileşikleri başta olmak üzere organik bileşiklerle reaksiyona girer. Tüm bu bileşikler ozon karşısında elektron donörü gibi davranarak oksitlenirler. Bu reaksiyonlar sonucunda oluşan hidrojen peroksit (H2O2) ozonun habercisi gibi davranarak biyolojik sistemlerde terapötik etkilerden sorumludur. İlerleyen dönemde ozonun terapötik etkisinden LOPs sorumludur.[27] Ozonun oksidatif dengeyi düzenleyici ve büyüme faktörlerini uyarıcı özelliğinden dolayı operasyondan hemen sonra başlanan ozon tedavisi daha etkili olmuş olabilir. Çünkü ilk 24 saat oksidatif stres ve sitokin salgılanmasının en fazla olduğu zaman dilimidir. Bu dönemde ortam tamir süreci için hazırlanmaktadır. Yukarıda da bahsedildiği gibi ozon inflamasyon durumlarında oldukça etkilidir. Şiddetli inflamasyonun olduğu durumlarda ozon antiinflamatuar olarak kabul edilebilir. İnflamasyonun yoğun olduğu zamanda başlanılan ozon tedavisi oksidatif dengeyi daha iyi koruyor olabilir. Bu çalışmada daha moleküler ve ayrıntılı parametrelerle değerlendirme yapılsaydı bekli de erken ozon tedavisinin iyileşme kalitesinin daha iyi olduğu görülecekti. Antiinflamatuarların kullanıldığı deneysel çalışmalarda olumlu sonuçların alınması bu görüşümüzü desteklemektedir.[28-30]
Operasyon ve benzeri nedenlerle meydana gelen hasar sonucunda mezotel hücrelerinin haraplanması inflamasyonu başlatır. Bunun sonucunda salgılanan kemotaktik faktörlerin etkisi ile dolaşımdan bol miktarda nötrofil ve makrofaj hasar bölgesine gelir. Bu aşamada peritona sızan eksuda içinde bulunan pıhtılaşma faktörleri fibrinojeni fibrine çevirir. Oluşan fibrin iplikçikleri intraperitoneal yapışıklığın temelini oluşturmaktadır. İlerleyen dönemde fibrine bağlı yapışıklıklar, ortamda bulunan fibroblastlar sayesinde organize olarak kollajen liflere dönüşebilmektedir.[31] Kollajen miktarını belirlemek için kollajenin yapısında bol miktarda bulunan ve başka proteinlerin yapısına çok az giren OH-prolin düzeyini belirlemek sık kullanılan bir yöntemdir.[32] Baykal ve arkadaşları yaptıkları peritoneal yapışıklık çalışmasında yapışıklık bölgesinden alınan dokuda OH-prolin ölçümü yaparak yapışıklık şiddetini değerlendirmişlerdir. Bahsedilen çalışmada peritoneal yapışıklık şiddeti artışı ile OH-prolin miktarında artma gösterilmiştir.[33] Biz de çalışmamızda da OH-prolin düzeylerinin ölçümü ile adezyon şiddetini değerlendirdik. Ayrıca yapışıklık şiddeti makroskopik skorlama ile de değerlendirildi.[11] Yapılan değerlendirme de bu iki adezyon kriterin deney gruplarında birbirleriyle paralel olarak artış veya azalış gösterdiği görüldü. Hayvanlara ozon verilmesi hem yapışıklık şiddetini hem de doku OH-prolin miktarlarını azaltmıştır.
Ozon tedavisi oksihemoglobin eğrisini sağa kaydırarak dokuların oksijenlenmesini artırır.[34] Ayrıca ozon tedavisi esnasında oluşan H2O2 başta VEGF artışı olmak üzere birçok büyüme faktörünün artmasına neden olur.[35] Ozonun bu etkilerinden dolayı biz adezyon dokusunda OH-prolin düzeylerini ve adezyon şiddetini düşük bulmuş olabiliriz. Uyguladığımız ozon tedavisi iyileşmeyi hızlandırdığı gibi iyileşme kalitesini de artırarak adezyon oluşumunu engellemiş olabilir.
Sonuç olarak, sıçanlar üzerinde uyguladığımız peritoneal yapışıklık modelinde ozon tedavisi ile yapışıklık şiddeti azalmaktadır. Ayrıca operasyondan hemen sonra ve 24 saat sonra başlanan ozon uygulamalarının adezyon oluşumunu azalttığı ve aralarında fark olmadığı görüldü. Ozon uygulamasına erken başlamanın antioksidan sistemi daha çok uyardığı oksidatif stresi daha çok azalttığı görüldü. Bir çok hastalıkta güvenle uygulanan ozon tedavisi cerrahi öncesi ve/veya sonrasında profilaktik amaçlı olarak kullanılabilir. Ozon tedavisinin hasta konforu, iyileşme zamanı ve tedavi masraf konusunda önemli gelişmelere sebep olabileceğini inanıyor ve böyle bir yaklaşım geliştirebilmek amacıyla, kontrollü klinik çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

KAYNAKLAR
1. Liakakos T, Thomakos N, Fine PM, Dervenis C, Young RL. Peritoneal adhesions: etiology, pathophysiology, and clinical significance. Recent advances in prevention and management. Dig Surg 2001;18:260-73.
2. Cheong YC, Laird SM, Li TC, Shelton JB, Ledger WL, Cooke ID. Peritoneal healing and adhesion formation/reformation. Hum Reprod Update 2001;7:556-66.
3. Mutsaers SE, Whitaker D, Papadimitriou JM. Stimulation of mesothelial cell proliferation by exudate macrophages enhances serosal wound healing in a murine model. Am J Pathol 2002; 160: 681–692.
4. Van der Wal JB, Jeekel J. Biology of the peritoneum in normal homeostasis and after surgical trauma. Colorectal Dis 2007;9:9-13.
5. Hellebrekers BW, Trimbos-Kemper TC, Trimbos JB, Emeis JJ, Kooistra T. Use of fibrinolytic agents in the prevention of postoperative adhesion formation. Fertil Steril 2000;74:203-12.
6. Stübinger S, Sader R, Filippi A. The use of ozone in dentistry and maxillofacial surgery: a review. Quintessence Int 2006;37:353-9.
7. Nogales CG, Ferrari PH, Kantorovich EO, Lage-Marques JL. Ozone therapy in medicine and dentistry. J Contemp Dent Pract 2008;9:75-84.
8. Bocci V. The case for oxygen-ozone therapy. Br J Biomed Sci 2007;64:44-9.
9. Martinez-Sanchez G, Al-Dalain SM, Menendez S, Re L, Giuliani A, Candelario-Jalil E, et al. Therapeutic efficacy of ozone in patients with diabetic foot. Eur J Pharmacol 2005;523:151-61.
10. Velio Bocci. Is it true that ozone is always toxic? The end of a dogma. Toxicology and Applied Pharmacology 2006;216:493–504.
11. Mazuji MK, Kalambahati K, Powar B. Prevention of adhesions whith polivinilpyrolidone. Arch Surg1964;89:1011-5.
12. Lowry OH, Rosebrough NJ, Farr AL, Randall RJ. Protein measurement with the folin-phenol reagent. J. Biol. Chem. 1951;193:265-75.
13. Okhawa H, Ohshi N, Yagi K. Assay or lipid peroxides in animal tissues by thiobarbituric acid reaction. Anal Biochem 1979;95:351-358.
14. Levine RL, Garland D, Oliver CN, Amici A, Climent I, Lenz AG, et al. Determination of carbonyl content in oxidatively modified proteins. Methods Enzymol 1990;186:464-478.
15. Sun Y, Oberley LW, YingL. A simple method for clinical assay of superoxide dismutase. Clin. Chem 1988;34:497-500.
16. Paglia DE, Valentine WN. Studies on the quantitative and qualitative characterisation of erythrocyte glutathione peroxidase. Journal of Laboratory and Clinical Medicine 1967;70:158-169.
17. Reddy GK, Enwemeka CSA. Simplified method for the analysis of hydroxyproline in biological tissues. Clin. Biochem 1996;29:225-229.
18. Singer AJ, Clark RA. Cutaneous wound healing. N Engl J Med 1999;341:738-46.
19. Mutsaers SE. The mesothelial cell. Int J Biochem Cell Biol 2004;36:9-16.
20. Chegini N. Peritoneal molecular environment, adhesion formation and clinical implication. Front Biosci 2002;1:91-115.
21. Ten Raa S, van den Tol MP, Sluiter W, Hofland LJ, van Eijck CH, Jeekel H. The role of neutrophils and oxygen free radicals in post-operative adhesions. Journal of Surgical Research 2006;136:45-52.
22. Trachootham D, Lu W, Ogasawara MA, Nilsa RD, Huang P. Redox regulation of cell survival. Antioxid Redox Signal 2008;10:1343-74.
23. Chen H, Xing B, Liu X, Zhan B, Zhou J, Zhu H,et al. Ozone oxidative preconditioning protects the rat kidney from reperfusion injury: the role of nitric oxide. J Surg Res 2008;149:287-95.
24. Guven A, Gundogdu G, Sadir S, Topal T, Erdogan E Korkmaz A,et al. The efficacy of ozone therapy in experimental caustic esophageal burn. Journal of Pediatric Surgery 2008;43:1679-1684.
25. Duron JJ. Postoperative intraperitoneal adhesion pathophysiology. Colorectal Dis 2007;9:14-24.
26. M Rizk, MB Witte, A Barbul. Nitric Oxide and Wound Healing. World J Surg 2004;28:301-306.
27. Boci V. Scientific and medical aspects of ozone therapy. state of the art. Archives of Medical Research 2006;37:425-435.
28. Greene AK, Alwayn IP, Nose V, Flynn E, Sampson D, Zurakowski D, et al. Prevention of intra-abdominal adhesions using the antiangiogenic COX-2 inhibitor celecoxib. Ann Surg 2005;242:140-6.
29. Muzii L, Marana R, Brunetti L, Margutti F, Vacca M, Mancuso S. Postoperative adhesion prevention with low-dose aspirin: effect through the selective inhibition of thromboxane production. Hum Reprod 1998;13:1486-9.
30. Ezberci F, Bulbuloglu E, Ciragil P, Gul M, Kurutas EB, Bozkurt S, et al. İntraperitoneal tenoxicam to prevent abdominal adhesion formation in a rat peritonitis model. Surg Today 2006;36:361-6.
31. Liakakos T, Thomakos N, Fine PM, Dervenis C, Young RL. Peritoneal adhesions: etiology, pathophysiology, and clinical significance. Recent advances in prevention and management. Dig Surg 2001;18:260-73.
32. Hendriks T, Mastboom WJB: Healing of Experimental Intestinal Anastomoses (Parameters of Repair). Dis Colon Rectum 1990;33:891-901.
33. Baykal A, Onat D, Rasa K, Renda N, Sayek I. Effects of polyglycolic acid and polypropylene meshes on postoperative adhesion formation in mice. World J Surg 1997;21:579-82.
34. Di Paolo N, Bocci V, Gaggiotti E. Ozone therapy. Int J Artif Organs 2004;27:168-75.
35. Tandara AA, Mustoe TA. Oxygen in wound healing—more than a nutrient. World J Surg 2004;28:294-300.

OZON GAZININ TIBBİ AMAÇLI KULLANILMASI_GATA FİZYOLOJİ AD. ANKARA
Koruyucu Hekimlik Bülteni’nde yayımlanmak üzere kabul edilmiştir.

OZON GAZININ TIBBİ AMAÇLI KULLANILMASI
Mehmet Özler, Şükrü Öter, Ahmet Korkmaz
GATA Fizyoloji AD. Ayrıntılı Bilgi İçin Tel:0(312)-3043601 Email: drakorkmaz@gmail.com
DAHA AYRINTILI BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ
Özet
Ozon (O3) üç oksijen atomundan oluşan renksiz, keskin kokulu doğal bir gazdır. Yer yüzeyi yakınlarında toksik ve kirletici olan ozon, stratosfer tabakasında zararlı ultraviyole ışınları süzücü rolüyle hayati önem taşır. Keşfinden sonraki ilk yıllarda dezenfeksiyon amacıyla kullanılırken yıllar içerisinde yapılan çalışmalar medikal kullanımını gündeme getirmiştir. Ozon tedavisi belirli bir miktarda ozon/oksijen karışımının vücut boşluklarına ya da dolaşım sistemine uygulanması olarak özetlenebilir. Ozon/oksijen gaz karışımı intravenöz, intramuskuler, intraartiküler, intraplevral, intrarektal ve intradiskal uygulanabildiği gibi topikal de uygulanabilir. En yaygın ozon uygulanma şekli majör otohemoterapidir. Bu yöntemde hastadan özel bir şişe içerisine alınan 50-270 ml kan ozon/oksijen karışımı ile belirli bir süre temas ettirilir ve daha sonra tekrar vücuda geri verilir (reinfüzyon). Ozon uygulaması esnasında oksidatif stres ve lipid oksidayonu sonucu oluşan hidrojen peroksit ikincil haberci gibi davranarak ozon tedavisinin biyolojik etkilerine aracılık eder. Tekrarlayan ozon uygulamaları sonucunda antioksidan sistem uyarılarak oksidatif strese karşı direnç gelişir. Ayrıca hücre membranında bulunan yağ asitlerinin oksidasyonuna bağlı olarak çeşitli sitokin düzeyleri de artar. Ozon tedavisi özellikle inflamatuar sürecin yoğun olarak yaşandığı ve immün sistemin ön planda yer aldığı fizyopatolojik durumlarda yardımcı tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bu durumlardan bazıları yara iyileşmesi, yaşa bağlı makuler dejenerasyon, iskemik ve infeksiyöz hastalıklardır. Anahtar kelimeler: Ozon, ozon tedavisi, lipid peroksidasyonu


THE USE OF OZONE GAS FOR MEDICAL PURPOSES
Summary
Ozone (O3) is a colorless and sharp odorous natural gas that is composed of three oxygen atoms. Ozone, that is toxic and pollutant near earth’s surface, it is vital in stratosphere by absorbing harmful ultraviolet radiation. Although initial years after being discovered it was used for disinfection, studies conducted have come into question for medical usage of ozone. Ozone therapy may be summarized as administering a particular amount of ozone/oxygen mixture into body cavities or circulation. Ozone/oxygen gas mixture can be applied via intravenous, intramuscular, intraarticular, intrapleural, intrarectal and intradiscal as well as topically. Most frequent ozone administration is major autohemotherapy. In this method, 50-270 ml blood of patient is taken into a special bottle and after contacting with ozone/oxygen mixture for a particular duration, it is re-infused. During this period, hydrogen peroxide produced by oxidative stress and lipid oxidations mediates the biological effects of ozone therapy by acting as a second messenger. Repetition of ozone administration creates resistance against oxidative stress via inducing antioxidative system. Moreover, levels of several cytokine are increased depending on the fatty acid oxidation in cell membranes. Ozone therapy is used as an adjuvant therapeutic modality in the pathophysiological conditions where severe inflammatory processes and immune activation are involved. Some of the examples are wound healing, age-dependent macular degeneration, ischemic and infectious disorders.
Key words: Ozone, ozone therapy, Lipid peroxidation


Giriş
Ozon üç oksijen atomundan oluşan gaz halinde bir moleküldür. Oksijen molekülünün (O2) kararlı haline karşın, ozon (O3), kararsız bir moleküldür. Ozon gazını alman kimyacı Christian Friedrich Schönbein 1839 yılında keşfetmiştir. Ozon renksiz ve keskin kokulu bir gazdır. Keşfinden sonraki ilk yıllarda dezenfeksiyon amacıyla kullanılmıştır. 1860 yılında Monako şehrinin su arıtma tesisinde dezenfeksiyon amacıyla ozon kullanılmaya başlanmıştır. Ozonun bu dezenfekte edici etkisi güçlü okside edici özelliğinden kaynaklanmaktadır. Sadece virüs ve bakterileri öldürmekle kalmaz tüm mikroorganizmalar ve toksinlerini de okside edebilir. Ozon ayrıca fenolleri, pestisidleri, deterjanları, kimyasal atıkları ve aromatik bileşikleri de etkili şekilde nötralize edebilir (1,2). Ozon kimyasal yapısı itibariyle radikal özelliği taşımamakla birlikte, florin ve persülfattan sonra, bilinen üçüncü en güçlü oksidan maddedir (3).
Ozon özellikle atmosferin üst tabakalarında oldukça bol bulunan bir moleküldür. Atmosferdeki ozonun %90’ına yakını, yer yüzeyinden yaklaşık 20–50 km yüksekte bulunan stratosfer tabakası içinde yer alır. Geri kalan %10’luk ozon miktarı ise 10–15 km’ler arasındaki troposfer tabakası içinde bulunmaktadır. Atmosferde stratosfer tabakası içerisinde bulunan ozon, ultraviyole radyasyonunun etkisiyle bir taraftan oluşurken, öbür taraftan da yok edilmektedir. Bu işlem ultraviyole radyasyonun değişik frekanslarında meydana gelir (4).
Ozon oluşumunu gösteren tepkime aşağıda gösterilmiştir.
3O2 + 68,4 Kcal → 2O3
Çok reaktif bir gaz olan ozon canlılar için toksiktir. Akciğer ve gözler ozonun toksik etkisine en hassas organlardır. Gözdeki irritasyonu ve akciğere etkileri konsantrasyon, sıcaklık, nem ve maruz kalınan süreye bağlı olarak değişir. Düşük konsantrasyonda ozon inhalasyonu, boğazda irritasyon ve buna bağlı öksürüğe neden olabilir. Yüksek konsantrasyonlardaki inhalasyon ise bronşiyal mukoza ve pnömosit hücresi hasarına bağlı akciğer ödemine kadar varabilir (5,6).
Medikal Ozon ve Etki Mekanizması
Ozonun tıbbi amaçla kullanımının ilk olarak 1880 yılında Dr. John Harvey Kellogg (Battle Creek/Michigan/ABD) tarafından gerçekleştirildiğini yazan kaynaklar bulunmakla birlikte daha yaygın görüşe göre kabul edilen ilk tıbbi kullanımı Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman askerlerinin kangren ve benzeri ciddi yaralanmalarını tedavi eden Dr. Albert Wolff’a dayanır. Bilimsel bir toplantıda ozonun tedavi edici bir ajan olarak gündeme alındığı ilk önemli organizasyon ise 1935 yılında Berlin’de toplanan 59uncu Alman Cerrahi Birliği (59th Meeting of the German Surgical Society) toplantısı olup, burada Dr. Erwin Payr “Cerrahi’de Ozon Uygulamaları” başlığı altında kendi vakalarından oluşan derleme türünde bir sunum yapmıştır (7,8). Bu tarihten sonra 80’li yıllara kadar, ozon tedavisini münferit olarak uygulayan çeşitli hekimler ve araştırmacılar bulunmaktadır. 1980’li yıllardan itibaren ise tıbbi amaçla ozon kullanımına yönelik gerek bilimsel çalışmalar, gerekse vaka serileri literatürde artmaya başlamıştır.
Ozon tedavisi belirli bir miktarda oksijen/ozon karışımının vücut boşluklarına ya da dolaşım sistemine uygulanmasıdır; bu karışım intravenöz, intramuskuler, intraartiküler, intraplevral, intrarektal ve intradiskal uygulanabildiği gibi topikal de uygulanabilir (3). Ozon tedavisinin klasik uygulaması haline gelmiş olan yöntem 1974 yılında Wolff tarafından tarif edilmiştir. Bu yöntemde; bir miktar kan (50–270 ml) vücut dışına alınarak, ozona dayanıklı bir şişede 5-10 dakika oksijen/ozon karışımıyla temas ettikten sonra tekrar aynı kişiye geri verilir (ototransfüzyon) (3,9). Bu uygulama şekli majör otohemoterapi (HT) olarak adlandırılmaktadır. Bu tarihten günümüze, daha çok Avrupa’da olmak üzere milyonlarca ozon ototransfüzyon tedavisi yapılmıştır (10).
Ozon reaktif bir molekül olduğu için tıbbi amaçlı kullanımında dikkat edilmesi gereken bazı durumlar vardır:
Ozon, hiçbir zaman saf olarak verilmemeli ve belli oranda oksijenle karıştırılarak uygulanmalıdır. Bu karışımda oksijen %95’den az ozon %5’ten fazla olmamalıdır. Normal atmosfer havasının bu karışıma girmesi engellenmelidir. Çünkü ozonun reaktif özelliğinden dolayı hava ile teması sonucu toksik bir gaz olan nitrojen dioksit (N2O2) oluşabilmektedir. Ayrıca emboliye sebep olmaması için ozon gaz olarak damar sistemi içerisine verilmemelidir. Tüm işlemler sırasında ozona dayanaklı malzemenin (paslanmaz çelik, nötral cam ve teflon) kullanılması gerekmektedir (3).
Ozon, diğer gazlar (O2, CO2) gibi suda çözünebilir. Ozon oksijene göre 1,6 kat daha yoğun ve suda çözünürlüğü 10 kat daha fazla olan bir moleküldür. Saf suda diğer gazlar gibi Henry kanununa göre çözünür. Çözünmesi ısıya, basınca ve konsantrasyonuna bağlıdır. Biyolojik sıvılarda ise ozon oksijenden farklı olarak hızlıca biyomoleküller ile reaksiyona girer. Dolayısı ile HT esnasında uygulanan ozon/oksijen karışımındaki ozon afinite sırasıyla çoklu doymamış yağ asitleriyle, antioksidanlarla ve sistein gibi sülfhidril (SH) grubu taşıyan tiyol bileşikleri ile reaksiyona girer. Ozonun miktarına bağlı olarak karbonhidratlar, proteinler (dolayısıyla da enzimler), DNA ve RNA da bu reaksiyondan etkilenebilir. Tüm bu bileşikler ozon karşısında elektron donörü gibi davranarak oksitlenirler. Sonuçta süperoksit (O2∙-), hidrojen peroksit (H2O2) ve hipoklorik asit(HClO) gibi reaktif oksijen türevleri (ROT) oluşur. Bu reaksiyonlardan en önemlisi doymamış yağ asitlerinin oksidasyonudur. Ana reaksiyon aşağıdaki gibidir (3).
R-CH=CH-R’ + O3+ H2O → R-CH=O + R’-CH= + H2O2
Bu reaksiyonda her hidrojen peroksit ile birlikte iki de lipit oksidasyon ürünü (lipid oxidation products; LOP) oluşmaktadır (11,12). Lipit oksidasyon ürünleri için iyi bilenen örnekler şunlardır; lipoperoksil radikalleri, hidroperoksitler, malondialdehit, izoprostan, alkenaller ve 4-hidroksi-2,3-trans nonenal (HNE) (13-16).
Görülüyor ki, ozonun biyolojik etkilerinin ortaya çıkması için serbest radikallerin varlığı önemlidir. Serbest radikaller, çeşitli patolojik süreçlerin gerek başlatıcısı, gerek ara basamaklarda işe karışabilen, gerekse sonucunda ortaya çıkabilen reaktif maddelerdir. Bunlar, organizmada aerobik solunum sırasında mitokondride ve fagositlerde solunum patlaması gibi çeşitli fizyolojik durumlarda da oluşabilmektedir (17). Aerobik canlılar serbest radikallerin toksik etkilerinden korunmak için antioksidan sistemler geliştirmişlerdir. Non enzimatik olanlar; ürik asit, askorbik asit, protein (özellikle albumin), protein olmayan tiyoller, vitamin E ve biluribindir. Enzimatik olanlar ise süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ile glutatyon peroksidaz (GPx) glutatyon transferaz (GST), glutatyon (GSH) ve glutatyon redüktazdan (GR) oluşan glutatyon sistemidir (12). Son zamanlara kadar oksidatif stresin hücre hasarındaki rolü ve hastalıkların altında yatan patolojik süreçlere etkileri konusuna odaklanılmıştı. Patolojik süreçlerde oksidatif stresin artış mekanizmaları ve etkilerini açıklayan yüzlerce çalışma yapılmıştır (18-23). Yakın zamanda yapılan çalışmalarda ise oksidatif stresin bilinenin tersi etkilerinin de olabileceği görülmüştür. Bu çalışmalarda oksidasyon/redüksiyon (redox) reaksiyonlarının başta hücre içi haberleşme olmak üzere biyolojik mekanizmalarda rol aldığı gösterilmiştir. Artık açık olarak biliniyor ki gerek reaktif moleküller gerekse bunların çeşitli biyolojik moleküllerle reaksiyona girmesi sonucu ortaya çıkan oksidasyon ürünleri düşük konsantrasyonlarda (fizyolojik düzeylerde) hücrede önemli roller üstlenmektedir (23-26).
Ozonun biyolojik etkilerini açıklamak için yapılan çalışmalarda daha çok HT tedavisi model alınmıştır (27-30). HT esnasında uygulanan ozon/oksijen karışımındaki ozon plazmada hızla çözünür. Daha önce bahsedildiği gibi sıvılardaki çözünürlüğü fazla olan ozonun bir kısmı plazmada bulunan antioksidanlar ile reaksiyona girerek bunların miktarlarını azaltır. Bu anlık olaylar sırasında çeşitli ROT de oluşabilmektedir. Bu radikallerin yarı ömrü çok kısa olduğu için, daha kan hastaya geri verilemeden, yani ototransfüzyondan önce bunlar ortadan kalkarak yerlerini lipit oksidasyon ürünlerine bırakırlar. Bu ürünler, büyük oranda kandaki hakim hücre olan eritrositlerin membranlarının oksidasyonu ile ortaya çıkar. Eritrosit membranındaki doymamış yağ asitleri oksidasyona çok duyarlıdır. Yukarıda formülünü de gösterdiğimiz üzere, bu reaksiyonlar sırasında ortaya çıkan hidrojen peroksit, molekül yapısı itibariyle radikal olmayan oksitleyici bir moleküldür (3,12,31).
Hidrojen peroksitin ozonun tedavi edici etkinliklerinin en azından bir kısmından sorumlu - ikincil habercisi gibi davrandığı kabul edilmektedir. İlk etkilerinden biri eritrositlerde 2,3-difosfogliserat düzeyini artırma yoluyla hemoglobin-oksijen ayrışma eğrisinin sağa kaymasına ve böylece oksijenin dokulara daha kolay bırakılmasına neden olmasıdır. Plazmada konsantasyonu artan hidrojen peroksit kolayca hücrelerin içine diffüze olarak; lökosit ve endotelial hücrelerde çeşitli interferon, interlökin ve transforme edici büyüme faktörü (TGF) yapımını da artıran uyarıları tetikler (32). Lipit oksidasyon ürünlerinin yarı ömürleri ise saatlere varabilmekte, dolayısıyla ömrü çok kısa olan ROT’lerin ilk etkileri sonrasında ozonun gecikmiş etkilerinden sorumlu tutulmaktadır. Uzun yarı ömürlerinden dolayı bu ürünler ototransfüzyon ile vücuda verilmiş olur ve dolaşım yoluyla dokulara ulaşarak buralarda çeşitli biyolojik etkiler gösterirler (31,33,34).
HT tedavisi yapılmadan önce kanın antikoagülan verilerek hazırlanması gerekir. Çünkü ozon doza bağlı olarak trombosit fonksiyonlarının artışına neden olmaktadır. Trombosit fonksiyonlarındaki artışın bazı yararlı sonuçları da olmaktadır. Aktive olmuş trombositler içlerinde bulunan büyüme faktörlerini salarak iskemi ve ülserli hastalarda iyileşmeye olumlu katkı sağlar (12). HT sonrası ozonlanmış kanın vücuda verilmesi ile oluşan terapötik etkileri şekil 1’de gösterilmiştir (31).


Şekil 1. Ozon tedavisinin etkileri

Ozonun konsantrasyonuna bağlı olarak artan kuvvetli okside edici özelliği nedeniyle belli bir orandan sonra vücut için de toksik etkisi olabileceği gerçeğini unutmamak gerekmektedir. Doğal olarak, organizmadaki antioksidan savunma sistemleri ozon oksidasyonuna karşı koyacaktır. Plazmanın sahip olduğu geniş antioksidan kapasite ve eritrositlerdeki antioksidan enzimler nedeniyle, kan ozon toksisitesine karşı en dirençli dokudur. HT uygulamaları sırasında plazmada çözünen ozonun burada bulunan antioksidanlar (bilirubin, askorbik asit, SH grubu taşıyan glutatyon ve albumin) ile reaksiyona girerek bunların konsantrasyonunu azaltmaktadır (31). Öte yandan, HT sonucu ortaya çıkan ROT artışı ve antioksidanların azalması geçici bir durumdur. Bocci ve Carlo, yaptıkları çalışmada değişik dozlarda (20,40,60,80 µg/ml) ozon uygulanmış kanlarda dozla doğru orantılı olarak glutatyon ve total antioksidan seviyesinde azalma, lipit peroksidasyonu ve okside glutatyon düzeyinde artma olduğunu göstermiş, uygulamanın 20 dakika sonrasında ise antioksidan düzeylerinin eski haline döndüğünü tespit etmişlerdir (30).
Denilebilir ki, HT uygulaması sırasında tedavinin etkinliğini kanın toplam antioksidan gücü belirlemektedir. Kanın antioksidan kapasitesi düşük, ozonun konsantrasyonu fazla olursa şiddetli membran oksidasyonu sonucu eritrositler hemolize olur, tam tersi olduğunda ise ozondan beklenen ROS ve hidrojen peroksit yanıtı yeterli olmayabilir ve arzulanan terapötik etki görülemeyebilir. Ozon uygulamaları sonucunda oluşması beklenen ROT ve lipit oksidasyon ürünlerinin terapötik etki gösterebilmesi için belli bir konsantrasyonda olması gerekir (3). Bu açıdan, kanda bulunan antioksidanların önemi yapılan bir çalışma ile gösterilmiştir. Bu çalışmada eritrositler yıkanarak plazmadan uzaklaştırılmış ve değişik konsantrasyonlarda ozon uygulanmıştır. Yapılan değerlendirmelerde düşük 10-20 µg/ml ozon konsantrasyonlarındaki uygulamalarda bile eritrositlerin çoğunda hemoliz olduğu görülmüştür (28). Yapılan çalışmalarda ozonun terapötik konsantrasyonu 10-80 µg/ml olarak belirlenmiştir. Bu ozon konsantrasyonu Rice-Evans’ın tarif ettiği total antioksidan kapasiteyi %25’den fazla düşürmediği gibi azalan antioksidanlar 20 dakika sonra eski haline gelmektedir. (27,28,35,36).
Ozon uygulaması ile hem oksijenaz-1 (HO-1) enziminin de uyarıldığı bildirilmiştir. Bu enzimin artışından gerek ROT, gerekse yukarıda sözü edilen ılımlı eritrosit hemolizi sorumlu olabilir. HO-1, hem halkasının yıkım yolunda görev alan mikrozomal bir enzimdir ve yapımı oksidatif stres artışı, proinflamatuvar sitokinler ve nitrik oksit (NO) ile uyarılabilmektedir Bu enzim hem molekülünü biliverdin ve karbon monoksite (CO) parçalar. Son yıllarda HO-1 ile yapılmış birçok çalışmada bu enzimin; antioksidan antiapopitotik antiinflamatuar etkilerinin olduğu gösterilmiştir. Ozon uygulaması sonucu görülen en etkin HO-1 artışının aynı zamanda ozonun terapötik doz aralığı olarak da vurgulanan 20-80 µg/ml arasında ortaya çıktığı gösterilmiştir. Yine HO-1’in yanında ısı şok protein-70’in de arttığı gösterilmiştir (36-38).
Ozonun diğer bir uygulama şekli olan minör hemoterapide ise hastadan alınan 5 ml kan ile aynı miktarda 80-100 µl/ml konsantrasyonundaki oksijen/ozon karışımı bir dakika inkübe edilir. Bu süre zarfında ozonunun, yine aynı şekilde kanda önce çözünüp sonra da biyolojik moleküller ile reaksiyona girmesi beklenir. Sonrasında bu kan, gluteus kasına yavaşca enjekte edilir. Bu uygulama sonrasında kas içine enjekte edilen kanın doku derinliklerine ilerlerken pıhtılaşmasına rağmen hastalardan çok azı hafif şişme ve ağrıdan yakınmaktadır. Bu işlem esnasında anesteziye gerek yoktur. Tartışmalı olmakla birlikte, bu uygulamanın immünmodülatuar bir etkisinin olduğu iddia edilmekte ve etki mekanizması şu şekilde açıklanmaktadır: Enjeksiyon yerinde hafif derecede steril inflamasyon meydana gelmekte, bölgeye nötrofil ve monositler gelerek denatüre proteinleri ve parçalanmış eritrositleri fagosite etmektedir. Eğer kan içinde HCV, HBV ve HIV gibi virüsler var ise ozon tarafından inaktive edilip parçalanmış bu virüs atıkları bölgeye gelen bu immün hücreler tarafından ortadan kaldırılır. Böylece bu işlem bir çeşit aşı etkisi yaratır ve immün sistemi bu antijenlere karşı uyarır (3).
Medikal Ozon Tedavisinin klinik uygulamaları
Ozon tedavisinin özellikle inflamatuar sürecin yoğun olarak yaşandığı ve immün sistemin ön planda yer aldığı fizyopatolojik durumlarda tedavi edici etkisi şaşırtıcıdır. Ozon uygulamaları yara iyileşmesi, yaşa bağlı makuler dejenerasyon, iskemik ve infeksiyöz hastalıklarda yapılan vaka analiz çalışmalarında olumlu etkiler göstermiştir. Bunun yanında basit diş ve ağız enfeksiyonlarından hepatitlere kadar uzanan geniş bir aralıktaki çeşitli enfeksiyon hastalıklarında etkin olarak uygulanmaktadır (39-41). Martinez-Sanchez ve arkadaşları diyabetik ayak gelişmiş hastalarda yaptıkları çalışmada ozon tedavisinin etkinliğini değerlendirmişlerdir. Bu çalışmada ozon tedavisi uygulanan hastalarda antibiyotik tedavisi alanlara göre yara iyileşmesi hızlanmış, hastanede kalma süreleri kısalmış, glisemi düzeyleri daha iyi kontrol edilebilmiş ve antioksidan enzim düzeyleri artmış olarak bulunmuştur (42). Ayrıca çeşitli derecelerde artrit ve artroz vakaları ile romatizmal hastalıkları da kapsayan ortopedik hastalıklarda da faydalı etkiler rapor eden araştırmalar dikkat çekmektedir. Buna örnek olarak Mutu ve arkadaşlarının lomber disk hernisi olan hastalarda yaptığı çalışmayı gösterebiliriz. Bu çalışmada lomber disk hernisi olan hastalara oksijen/ozon karışımı disk içine enjeksiyonla uygulanmıştır ve gerek hasta memnununiyeti gerekse medikal olarak yapılan değerlendirmede bu tedavinin yararlı olduğu görülmüştür (43).
Medikal Ozon Tedavisinin Yan Etki ve Kontrendikasyonları
Ozon tedavisinin yan etkisi yok denecek kadar azdır. Şimdiye kadar bildirilen yan etkiler uygulama hatalarına bağlı lokal komplikasyonlardır. Bazı durumlarda ozon terapisi uygulanması sakıncalı olabilir. Bu durumlar: glukoz 6 fosfat dehidrogenaz enzim eksikliği, özellikle erken dönem olmak üzere hamilelik, anjitensin çevirici enzim (ACE) inhibitörü tedavisi görenler, hipertiroidi, kanama bozukluğu, kontrol altına alınamayan kardiyovasküler hastalıklar ve ozona reaksiyon gösteren astım hastaları olarak sıralanabilir (44).
Sonuç ve Öneriler
Ozon tedavisinin tarihi süreci incelendiğinde ilginç bir gelişme gösterdiği ortaya çıkar. Bu molekül keşfedildikten bir müddet sonra sonra tıbbı amaçlı kullanılmaya başlanmıştır. Ozon tedavisinin ilkeleri bilimsel olarak belirlenmeden bir çok klinik uygulama yapılmıştır. Yakın zamanda doz ve etki çalışmaları yapılmış uygulamalar daha bilimsel bir temele oturmuştur. Bununla birlikte halen ozon tedavisinin etki mekanizmasının bir çok yönden açıklanmaya ihtiyacı vardır. Tüm dünyada devam eden deneysel ve klinik ozon tedavisi çalışmaları, yakın gelecekte mekanizmanın daha ayrıntılı açıklanmasına katkıda bulunacaktır. Ülkemizde pekçok uzmanlık alanından hekimin kullandığı ozon tedavisi ile ilgili deneysel çalışmalar özellikle hiperbarik oksijen tedavisi ile karşılaştırmalı olarak GATA Fizyoloji AD. Başkanlığı araştırma laboratuvarında devam etmektedir (45-48).

























KAYNAKLAR
1. Jacqueline IK. Kirk-Othmer encyclopedia of chemical tecnology. John Wiley & Sons, 3rd ed. 1981.
2. Bocci V. Ozone as Janus: this controversial gas can be either toxic or medically useful. Mediators Inflamm. 2004;13(1):3-11.
3. Bocci V. Scientific and medical aspects of ozone therapy. state of the art. Archives of Medical Research. 2006;37:425–435.
4. Rowland FS. Stratospheric ozone depletion. Phil Trans R Soc B. 2006;361:769-790.
5. Wright ES, Dziedzic D, Wheeler CS. Cellular, biochemical and functional effects of ozone: new research and perspectives on ozone health effects. Toxicol Lett. 1990;51(2):125-45
6. Sanhueza PA, Reed GD, Davis WT, Miller TL. An environmental decision-making tool for evaluating ground-level ozone-related health effects. J Air Waste Manag Assoc. 2003;53(12):1448-59.
7. Bocci V. Oxygen-ozone therapy: a critical evaluation. Springer, 2002.p.1-8
8. Rubin MB. The hıstory of ozone. Bull Hist Chem. 2001;26(1):40-56.
9. Wolff HH. Die Behandlung peripherer Durchblutungsstörungen mit Ozon. Erfahr-Heilkd. 1974;23:181-184.
10. Travagli V, Zanardi I, Silvietti A, Bocci V. Physicochemical investigation on the effects of ozone on blood. International Journal of Biological Macromolecules. 2007;4:1504-511.
11. Pryor WA, Squadrito GL, Friedman M. The cascade mechanism to explain ozone toxicity: the role of lipid ozonation products. Free Radic Biol Med. 1995;19(6):935-41.
12. Di Paolo N, Gaggiotti E, Galli F. Extracorporeal blood oxygenation and ozonation: clinical and biological implications of ozone therapy. Redox Rep. 2005;10(3):121-30.
13. Mustafa MG. Biochemical basis of ozone toxicity. Free Radical Biol Med. 1990;9:245-265.
14. Esterbauer H, Schaur RJ, Zollner H. Chemistry and biochemistry of 4-hydroxynonenal, malonaldehyde and related aldehydes. Free Radical Biol Med. 1991;11:81-128.
15. Hamilton RF, Eschenbacher WL, Szweda L, Holian A. Potential involvement of 4-hydroxynonenal in the response of human lung cells to ozone. Am J Physiol. 1998;274,:L8–L16.
16. Schaur RJ. Basic aspects of the biochemical reactivity of 4-hydroxynonenal. 2003;24:149-159.
17. Trachootham D, Lu W, Ogasawara MA, Nilsa RD, Huang P. Redox regulation of cell survival. Antioxid Redox Signal. 2008;10(8):1343-74.
18. Korkmaz A, Oter S, Sadir S, Coskun O, Topal T, Ozler M, Bilgic H. Peroxynitrite may be involved in bladder damage caused by cyclophosphamide in rats. J Urol. 2005;173(5):1793-6.
19. Oter S, Korkmaz A, Topal T, Ozcan O, Sadir S, Ozler M, Ogur R, Bilgic H. Correlation between hyperbaric oxygen exposure pressures and oxidative parameters in rat lung, brain, and erythrocytes. Clin Biochem. 2005;38(8):706-11.
20. Farber JL, Kyle ME, Coleman JB. Mechanism of cell injury by activated oxygen species. Lab Invest. 1990;62:670-679.
21. Jannsen YMW, Van Houten B, Borm PJA, Mossman BT. Cell and tissue response to oxidative damage. Lab Invest. 1993;69:261-274.
22. Wiseman H, Halliwell B. Damage to DNA by reactive oxygen and nitrogen species: role in inflammatory disease and progression to cancer. Biochem J. 1996;313:17-29.
23. Young IS, Woodside JV. Antioxidants in health and disease. J Clin Pathol. 2001;54:176-186
24. Powis G, Briehl M, Oblong J. Redox signaling and the control of cell growth and death. Pharmacol Ther. 1995;65:149-173.
25. Lander HM. An essential role for free radicals and derived species in signal transduction. FASEB J 1997;11:118-124.
26. Thannıckal VJ, Fanburg BL Reactive oxygen species in cell signaling. Am J Physiol Lung Cell Mol Physiol 2000;279(6):L1005–L1028.
27. Bocci V, Valacchi G, Corradeschi F, Fanetti G, Studies on the biological effects of ozone: 8. Effects on the total antioxidant status and on interleukin-8 production. Mediat Inflamm. 1998;7:313-317.
28. Travagli V, Zanardi I, Silvietti A, Bocci V. A physicochemical investigation on the effects of ozone on blood. Int J Biol Macromol. 2007;41(5):504-11.
29. Valacchi G, Bocci V. Studies on the biological effects of ozone: 10. Release of factors from ozonated human platelets. Mediators Inflamm. 1999;8(4-5):205-9.
30. Bocci V, Aldinucci C. Biochemical modifications induced in human blood by oxygenation-ozonation. J Biochem Mol Toxicol. 2006;20(3):133-8.
31. Bocci V. Is it true that ozone is always toxic? The end of a dogma. Toxicology and Applied Pharmacology. 2006;216:493-504.
32. Di Paolo N, Bocci V, Gaggiotti E. Ozone therapy. Int J Artif Organs. 2004;27(3):168-75.
33. Halliwell B, Clement MV, Long LH. Hydrogen peroxide in the human body. FEBS Lett. 2000;486:10-13.
34. Bocci V, Aldinucci C, Bianchi L. The use of hydrogen peroxide as a medical drug. Riv Ital Ossigeno Ozonoterapia. 2005;4:30-39.
35. Rice-Evans C, Miller NJ. Total antioxidant status in plasma and body fluids. Methods Enzymol. 1994;234:279-93.
36. Bocci V, Aldinucci C, Mosci F, Carraro F, Valacchi G. Ozonation of human blood induces a remarkable upregulation of heme oxygenase-1 and heat stress protein-70. Mediators Inflamm. 2007;2007:1-6.
37. Fritz HB. Heme oxygenase-1: a therapeutic amplification funnel. FASEB J 2005;19(10):1216-9.
38. LE Otterbein, MP Soares, K Yamashita, FH Bach. Heme oxygenase-1: unleashing the protective properties of heme. trends in Immunology. 2003;24(8):449-55
39. Stübinger S, Sader R, Filippi A. The use of ozone in dentistry and maxillofacial surgery: a review. Quintessence Int. 2006;37(5):353-9.
40. Nogales CG, Ferrari PH, Kantorovich EO, Lage-Marques JL. Ozone therapy in medicine and dentistry. J Contemp Dent Pract. 2008;9(4):75-84.
41. Bocci V. The case for oxygen-ozonetherapy. Br J Biomed Sci. 2007;64(1):44-9.
42. Martínez-Sánchez G, Al-Dalain SM, Menéndez S, Re L, Giuliani A, Candelario-Jalil E, Alvarez H, Fernández-Montequín JI, León OS. Therapeutic efficacy of ozone in patients with diabetic foot. Eur J Pharmacol. 2005;523(1-3):151-61.
43. M. Muto, G. Ambrosanio, G. Guarnieri, E. Capobianco, G. Piccolo, G. Annunziata A. Rotondo. Low back pain and sciatica: treatment with intradiscal-intraforaminal O2-O3 injection. Our experience. Radiol med. 2008;113:695-706.
44. Bocci V, Ozone a new medical drug. published by Springer, Dordrecht, The Netherlands. 2005. 75-85
45. Oter S, Korkmaz A. Relevance of hyperbaric oxygen to ozone therapy. Arch Med Res. 2006;37(7):917-8.
46. Guven A, Gundogdu G, Sadir S et al. The efficacy of ozone therapy in experimental caustic esophageal burn. J Pediatr Surg. 2008;43(9):1679-84.
47. Guven A, Gundogdu G, Sadir S, Topal T, Erdogan E, Korkmaz A, et al. Medical ozone therapy reduces oxidative stress and ıntestinal damage in an experimental model of necrotizing enterocolitis in neonatal rats. J Pediatr Surg. 2009; in press.
48. Özler M, Ersöz N, Özerhan İH, Harlak A, Sadır S, Topal T, Öter Ş, Korkmaz A. Sıçanlarda oluşturulmuş peritoneal adezyon üzerine ozon tedavisinin etkisi