admin Yorum yapılmamış

MAYIS 2003 HEPATİT C ve OZON TEDAVİ

HCV Dünya’da görülme sıklığı hızla artan bir hastalıktır. Masif halk sağlığı açısından önemli bir yere sahip olup adapte olma ve patojenitesi çok yüksektir. Hepatit virüsünün tanınması 1970’lere dayanır. Hepatit C ise 1989’da tanınmıştır. Bugün Dünya insan popülasyonu , göç ve seyahatler Hepatit C virüsünün demografik ve jeografik dağılımını hızla artırmıştır. HCV parçacığı nükleokapsit ve tek bir RNA ‘dan oluşmuştur. 9600 nükleotitlidir ve proteinden oluşmuş bir zarfı vardır. HCV’nin genotipik fleksibilitesi mevcuttur. Lipid yapısının %60’ı fosfolipid ve geri kalanı kolesterolden oluşmuştur ve yaklaşık 100 tane alt grubu vardır. HCV’nin viral yaşamı konak hücre yüzeyindeki reseptöre bağlanarak devam eder ve bu genelde hepatosittir.(karaciğer hücresi) Ancak kemik iliği , böbrek hücreleri, makrofaj, lenfosit ve granülositlerde etkilenebilir. Virüs bir kez hücreye girdikten sonra zarfı ortadan kalkar ve ribozomlara bağlanarak viral polimeraz RNA replikasyon döngüsüne başlarlar ve günde ortalama 10 milyar kadar viron meydana gelir ve genel kan dolaşımına ve lenfatik dolaşıma salınırlar böylece yeni hücreleri ve önceden enfekte olmuş hücreleri yeniden enfekte ederler. HCV RNA polimeraz chain reaksiyon(PCR) ile gösterilir. Mililitrede 10 milyondan fazla viron varsa PCR ile tesbit edilebilir. 0,0001 mililitre kan bile enfeksiyon için yeterlidir. Klinik ve laboratuvar hepatit manifestasyonları hepatit C akut fazda çok nadir ve zor yakalanır. Büyük bir kısmı kronikleşir, 6 haftalık bir enkübasyon süresi vardır. Önce ve bazen semptomlar, halsizlik, başağrısı, iştahsızlık, hafif bir karın ağrısı şeklinde olur. Preikterik dönem, bu semptomlardan sarılığın başlamasına kadardır ve genelde 2-12 gün arasıdır. İkterik dönem, sarılığın başlaması ve idrarın koyulaşması ile görülür. İyileşme döneminde semptomlar kaybolur. Kronik hepatitde HCV RNA ve karaciğer enzim yüksekliği 6 ayda veya daha uzun süreli görülür. Hastalar asemptomatik veya bazen akutegzezarbasyon ile semptomların geri dönmesi şeklinde görülebilir. Hepatit C diğer hepatik viral enfeksiyonlardan serolojik ve virolojik araştırmalarla ayırd edilir. Karaciğer enzimleri, karakteristik olarak etkilenmiştir. ALT, AST, GGT, ALP, Bilurubin, Protrombin zamanı ve pleteletler etkilenmiş olabilir. Siroz ve hepatoselüler karsinom, %20-25 hastada 20 yıl içinde görülebilir. %10 hasta tamamen iyileşebilir. Şimdiki tedavilerde interferon ve ribavirin tedavisi yapılmaktadır. Bunların çeşitli yan etkileri mevcuttur.

Ozon ile Hepatit C tedavisi:Ozon çok güçlü bir oksidan olup, artan dozlarda kana verildiğinde, çeşitli kan hücrelerine etki eder. Lökositler, Trombositler oksidatif strese dayanıklıdırlar. Ozonun antiviral etkinlikleri son zamanlarda keşfedilmiştir. Yapılan çalışmalarda ozonun virüsün lipid zarfına etki ederek parçaladığı gösterilmiştir. En hassasları HCV, Herpes 1 ve 2 , HIV 1 ve 2’dir. Son yapılan çalışmalarda HCV viral yükünün azaldığı hepatik enzimlerde düzelme sağlandığı ve genel hasta sağlığının düzeldiği görülmüştür. Teknik olarak MAHT önerilmektedir.

Daha Fazla Bilgiyi Nereden Alabilirim?

admin Yorum yapılmamış

OZON MOLEKÜLÜNÜN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ

Aktif oksijen (ozon) bilinen en etkili mikrop öldürücü ve koku gidericidir.
Ozon doğada, güneşin ultraviyole ışınları veya yıldırımlar vasıtasıyla meydana gelir. Doğanın kendini arındırma ve temizleme yöntemidir. Ormanlarda ve deniz kıyılarında soluduğumuz temizlik ve sağlık kokan havanın nedeni bu mucize
moleküldür. Bir oksijen molekülü, O2, bir oksidasyon süreci sonucunda üçüncü bir oksijen atomuyla birleştiğinde ozon, O3, oluşur. Son derece karakteristik bir kokusu vardır. Ozon ismi Yunanca koklamak anlamına gelen “Ozein” kelimesinden, çok belirgin olan kokusuna istinaden türetilmiştir. Özellikle fırtınalardan sonra taze hava kokusu diye içimize çektiğimiz havada bu hissi yaratan, yıldırımlar sırasında yükselmiş olan ozon konsantrasyonudur.
Ozon, günlük hayatımıza Güney Kutbu üzerindeki ozon katmanında oluşan delik sayesinde girdi. Bu sayede onun bizi zararlı ışınlardan koruyan bir katman olduğunu geniş halk kesimleri öğrenmiş oldu
Ozon, flordan sonra, dünyanın en güçlü oksitleyicisidir ayrıca bilinen en etkin su arıtıcısıdır. Bakteri ve virüsleri klordan yaklaşık 3,000 defa daha hızlı ve etkin bir şekilde öldürür.

Ozon doğaldır ve gerektiği gibi kullanıldığında son derece sağlıklıdır. Deniz kenarlarında soluduğumuz havadaki doğal ozon seviyelerinin 0.003 – 0.005 ppm olduğu tespit edilmiştir. Bu seviyeler dağlarda çok daha yüksektir.
Ozonun sterilizasyon özellikleri:
Oksijen(O2) + Yüksek Voltaj = Ozon(O3) Bakterilerle Reaksiyona Girer Oksijene Dönüşür

Ozon, yüksek reaktivitesi sayesinde çeşitli organik, inorganik molekül ve atomlarla reaksiyona girerek onları oksitler. Bu reaksiyonlar sonucunda havadaki bakteri ve mikroplar etkisiz hale getirilerek sterilizasyon sağlanmış olur.

Reaksiyon başladıktan sonra yarım saat içinde ozon molekülleri oksijene dönüşmeye başlar. Bu özelliği sayesinde ozon, diğer dezenfektan maddelerin aksine atık madde ve yan ürün oluşturma riski taşımaz.

Ozonla yapılan çalışmalar sonucunda, ozonun güçlü bir oksidan olması sayesinde suda ve havada:

Mikrop kırıcı olarak,

Koku giderici olarak,

Ortamı kirleten pek çok organik molekülün yok edicisi olarak kullanılabileceğini ispatlamıştır.

Yeni gelişen teknolojilerle üretim maliyetlerinin aşağı çekilmesi ve ozon jeneratörlerinin geliştirilmesi, günümüzde ozonun kullanım alanını hızla genişletmektedir.

Ozon bilinen bütün virüs, bakteri, mantar ve küf çeşitleri için yok edici etkiye sahiptir. Bu nedenle otel, lokanta, kahvehane gibi insanların yoğun olarak. bulunduğu ortamların sterilize edilmesinde kullanılmaktadır. Ayrıca ozon kullanımı, bu tür mekanlarda insanların hava yoluyla birbirlerine bulaştırabileceği hastalıkları da engellemektedir.

Ortamdaki hava kirliliği ve kötü kokuları yok etmesi sayesinde, insanlarda ferahlık ve zindelik hissi yaratır. Çalışma ortamında motivasyon sağlar.

Ozonun gıda sektöründe de yoğun kullanım alanı bulunmaktadır. Mikrop öldürücü özelliği bütün dünyadaki gıda depolarında sterilizasyon için kullanılmasını sağlamıştır. Yiyecek ihtiva eden buzdolapları, bodrum veya mahzenlerdeki gıda ürünlerinin saklanma sürelerinin uzatılmasını ve daha sağlıklı koşullarda muhafaza edilmelerini de sağlamaktadırlar. Ozon herhangi bir kalıntı bırakmayıp, gıda maddesinin kendisiyle herhangi bir reaksiyona girmediği için sterilizasyon için kullanılabilecek en sağlıklı yöntemdir.

Her şeyin fazlasının zarar verdiği gibi ozonunda kullanımında bazı kısıtlamalar bulunmaktadır. İnsan bulunan ortamlarda sürekli bulunacak ozon miktarının 0,1 ppm.’i aşmaması tavsiye edilmektedir. Bu miktarın üzerinde ozona maruz kalındığında üst solunum yollarında bazı rahatsızlıklara rastlana bilinir. (ABD’nin EPA, OSHA, USDA ve ACGIH kuruluşları 0.1 ppm miktarındaki ozon seviyesine 8 saat süreyle maruz kalmanın hiç bir yan etkisi olmadığını tespit etmişlerdir.)

Mekanın büyüklüğüne ve istenmeyen madde yoğunluğuna göre jeneratörün çalışma ve durma süreleri ayarlanmalıdır. Hijyenin tam olarak sağlanması için mekanda insan olmadığı saatlerde yüksek konsantrasyonda ozon tutulması (0,2 – 0,3 ppm) ve mekan kullanıma açılmadan yarım saat önce jeneratörün durdurulması tavsiye edilir. Diğer zamanlarda ise 0,05 ppm.’lik bir ozon seviyesi yeni bakteri ve mikrop oluşumunu engelleyecektir.

Ozonla ilgili araştırmalar:
Yüzyılı aşkın bir süredir ozonun mikrop öldürücü ve sudaki diğer organik kirlendiricileri ortadan kaldırıcı etkisi bilinmektedir.

Pennsylvania State Üniversitesi’nde 1998 yılında yayınladıkları makalede ozonun çok iyi kanıtlanmış olan suda mikrop öldürme özelliğinin kütle bazında benzer oranlar kullanıldığında havada da geçerli olması gerektiği savını incelemişlerdir.

admin Yorum yapılmamış

OKSİJENİN ÖNEMİ

OKSİJENİN ÖNEMİ – Dr. Robert E. Willner MD PhD.
Modern bir hastanedeki hemen hemen her hasta odasında oksijen sağlayıcı ekipmanlar mevcuttur. Her acil müdahale odasında aynı ekipmanların bulunması yasalarla zorunlu kılınmıştır. Derin nefes alma eksersizleri akciğerleri ile sorunu olan ve ameliyat sonrası iyileşmekte olan hastalar için doktorlarca önerilmektedir. Bu uygulama tekniklerinin eksik uygulanması bir çok şanssızlıklara neden olmaktadır. Bunlar herkes için rutin olmalıdır. Ortalama insan solunum sistemini kendisine bahşedilmiş bir şey olarak görmektedir ama onu kullanmayı bilmek de en ona sahip olmak kadar önemlidir. Yaygın doğu dinleri Kendi dinlerinin önemli bir öğretisi olarak bilinçli nefes almayı içine alırlar. Hint’liler “prana” dan sağlıklı bir hayat için Tanrının verdiği harika bir madde diye söz ederler. Hiç şüphe yokki bu madde ozondur.
Derin nefes alma teknikleri günümüzde eskiden olduğundan daha fazla önem taşımaktadır çünkü şehirlerimizde soluduğumuz havadaki oksijen miktarı gittikçe azalmaktadır. Metabolizmada aşamalı olarak oksijen yoksunluğunun etkisi vücudumuzun günlük ürettiği toksik atıkların fazlalaşmasına ve harabiyete yol açar. Düşük oksijen alımının sonuçlarından biri vücutta ürik asit miktarının artmasıdır. Bu da geniş çapta metabolik problemlerin oluşmasına sebep olur.

admin Yorum yapılmamış

SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN OZON SAUNA

Sağlıklı bir yaşam için…
Ozon Sauna, Kardio-vasküler sistemini ve kan basıncını olumlu yönde etkileyerek, kalbe ve bütün Kardio-vasküler sistemine stressiz bir antrenman yaptırmaktadır.
» Ozon kandaki oksijenasyonu artırır . Böylece dokulara daha fazla oksijen ulaşır.
» Ozon Sauna, vücutta yarattığı rahatlamanın ötesinde; soğuk algınlığı, kireçlenme, baş ağrısı, halsizlik gibi şikayetlerde de yardımcı bir tedavi aracıdır. 40°C derecede virüslerin üreme hızının 250 misli azaldığı, 41°C derecede ise pneumonia’ya (zatüre) sebep olan bakterilerin öldüğü bilimsel bir gerçekliktir.
» Ozon Sauna, vücudun dış etkilere karşı direncini artırır.
» Ozon Sauna, derinin ölü hücrelerden arınarak yenilenmesini; yumuşak , pürüzsüz ve daha dirençli bir yüzeye sahip olmasını sağlar.
» Ozon Sauna, böbreklerin 24 saat boyunca çalışmasını gerektiren ağır metallerin boşaltım işini, terleme yoluyla ve metabolizmayı hızlandırarak yerine getirir. Bu nedenle doktorlar, ağır böbrek hastalarına ev saunasını önermektedir
Sağlıklı bir zayıflama için…

» Ozon Sauna, sağlığı kötü yönde tehdit eden yağlar, yağ asitleri,metobolik elementler ve zararlı toksinlerin kalbe yüklenmeden vücuttan atılmasına yardımcı olur.
Böylece vücudun aşırı yağlanmasını önler, zayıflatır.
» Ozon Sauna ile vücudunuz 20 dakikalık seansta 200 ile 450 arasında kalori harcar.

Stres ve yorgunluktan uzaklaşmak için…

» Ozon Sauna; ısı, buhar ve aromaterapi olmak üzere 3 farklı terapi yöntemi sunarak hem doğal bir gençleşme sağlar hem de size sağlıklı, stressiz bir yaşamın kapılarını aralar…

Spor sonrası rahatlık için…

» Yoğun terleme, vücuttaki su ve toksin dengesini ayarlar. Bu nedenle spor sonrası oluşan ve kas ağrılarına neden olan laktik asitlerin terleme yoluyla atılması en sık başvurulan yöntemdir.

Ozon Sauna kullanarak, spor sonrası oluşan ve kas ağrılarına neden olan laktik asitlerin ozon ile parçalanarak terleme yoluyla atılmasını sağlayabilirsiniz.

admin Yorum yapılmamış

Ozon tedavi ile hiperbarik oksijen tedavi karşılaştırması – Dr Velio Bocci ; Siena-İtalya

Ozon tedavi ile hiperbarik oksijen tedavi karşılaştırması
Dr Velio Bocci ; Siena-İtalya

Ozon-oksijen tedavisi doktorlar tarafından bilinmemekte ve bu nedenle bu tedavinin hiperbarik oksijen tedavisi (HOT) gibi olup olmadığı sıkça sorulmaktadır.
HOT % 100 oksijen verilen bir medikal uygulama olup, deniz seviyesinde, atmosferik basıncın 2-3 katı (genelde 2.6 katı ) oksijen ile yapılan bir tedavidir. Fizyolojik koşullarda, deniz seviyesi ve normal hava, alveollerde pO2 ( O2 : 14% ) 100 mmHg’ya eşdeğer olmaktadır ve arteriyel kandaki pO2 98 mmHg civarındadır,Hb tamamen sature olup ( Hb4O8 ) ve plazmada da 0,3 ml/dl oranında eriyik O2 bulunmaktadır İstirahat halindeki dokular kandan ortalama %25 oranında O2 alır( ör : 5-6 ml O2/dl) , böylece venöz kanda %40 oranında O2 ve H4O8 kalmış olur ve O2 molekülünün 1 tanesini bırakarak H4O6 haline gelir .Bundan dolayı fiziksel olarak plazmada erimiş olan O2 dokuların ihtiyacı için etkin değildir ve bundan dolayı ihtiyaç olan 5,5 ml O2 H4O8 in deoksijenasyonu ile elde edilir . Hiperbarik tankında, 3 atmosferde %100 O2 verilir, bu durumda plazmada eriyik olarak bulunan O2 en fazla 6 ml/dL kadar olup Hb O2 ile tamamen sature olmuştur.Bu durumda plazmada eriyik haldeki O2 hücresel düzeydeki ihtiyacı karşıladığından , Hb4O8 neredeyse hiç O2 bırakma ihtiyacında değildir.

*Hızlı dekompressyon (örneğin 4-5 den 1-2 atmosfere) dekompressyon hastalığına neden olmaktadır , nitrojenin plazmik sıvıda eriyik haline gelmesi, ve ani basınç azalması karşısında gaz haline dönüşerek dissemine gaz embolisine neden olmaktadır. Dalgıç eğer yeterince hızlı bir şekilde hiperbarik tanka yerleştirilebilirse , yavaş dekompresyondan dolayı nitrojen oksijen ile yer değiştirir ve yavaşça vücuttan atılır .

*Karbonmonoksit (CO) zehirlenmesi dünyada en sık görülen ölüm nedeni olup (Ernst ve Zibrak 1998) CO O2 ye göre Hemoglobine 240 kat daha fazla affinite ile bağlanır. CO varlığında HbO2 dissosiyasyon (ayrılma) eğrisi sola kayar ve daha hiperbolik şekil alır ve sonuçta O2 salınımında doku düzeyinde bozukluk olur ve CO miyoglobine bağlanır.
Hiperbarik tankında toksisiteye maruz kalmış kişi plazmada eriyik O2 ile anoksik dokuya O2 sağlayarak ve karbonmonoksit(CO) ve hemoglobin (Hb) ayrışmasını arttırarak kurtarılabilir : Normal hava soluyarak yarılanma ömrü 300 dakika iken , %100 oksijenli (O2) hiperbarik tedavide yarılanma ömrü 20 dakikaya inmektedir. Bunun dışında HOT karbonmonoksitin (CO) cytokrom C oksidazdan dissosiyasyonunu (ayrışmasını) sağlamakta böylece hücresel enerjiyi arttırmaktadır. CO ile intoksikasyonda normobarik O2 verilmesi tabii ki yararlıdır ancak CO-Hb yarılanma ömrü 60 dakikaya iner doku oksijenasyonu daha iyi olur ancak HOT kadar iyi değildir.

*Nadir durumlarda ,hemorajik şok ağır anemiye neden olabilir ve dokunun metabolik ihtiyaçları karşılanamayabilir : eğer uygun kan bulunamazsa veya dini nedenlerden dolayı kan verilemezse o zaman HOT eritrosit kaybını kompanze etmeye çalışır
Bu 3 örnek HOT’nin önemini vurgulamaktadır.

Yan etkiler nadirdir kısmen tipik oksijen toksisitesi (%20 hastada optik semptomlar görülür) antioksidan verilmesi ile ve hipoksi periodunun kısaltılması ile giderilebilir. baro travma riski ve HOT merkezi kurulması için yüksek yatırım bedelleri ve oksijenin çok kolay yanıcı bir gaz olması dikkate alınmalıdır . Son 10 yılda İtalya’da 2 trajik patlama olmuştur biri Napoli de (tek kişilik tank) diğeri Milano da (çok kişinin bulunduğu tank) ve pek çok kişi ölmüştür. Karşılaştırmak gerekirse ozon tedavi bu tip riskler taşımamaktadır ve ozon tedavi maliyetleri de çok çok düşüktür .

Ozon oksijen tedavisi ile HOT arasında köklü farklar vardır.

Her ne kadar gaz karışımı %95-99 oksijen ise de ozon tedavinin hedefi direk olarak kanı oksijenlendirmek değildir .Tüm uygulama şekillerinde arteriyel pO2’de invivo olarak çok az artış olur . Ancak ozon doğru kullanıldığı taktirde pek çok özelliğe sahiptir : dezenfektan ve immunmodulatör aktivite (sitokin salınımı) ,hipoksik dokulara vazodilatasyon ile oksijen sağlanması ve HbO2 dissosiyasyon (ayrışma) eğriside sağa kayma (venöz kanda pO2 20 mmHg ye düşebilmektedir). Büyüme faktörlerinin salınımı (PDGF – Platelet derived growth faktor ,TGF-β1 –Transforming growth factor beta 1 …. vs) dolayısıyla doku iyileşmesini hızlandırarak , ani homeostatik değişim nedeniyle hormonal salınım ve /veya plasebo etki , ve en önemlisi antioksidan savunma kapasitesinin artması ile genel bir metabolik iyileşme görülmektedir.

Diğer bir önemli fark ozon tedavi uzun süren ve birbiri ile bağlantılı metabolik değişikliklere neden olurken HOT’ de değişiklikler yüksek konsantrasyondaki Oksijene bağlı olup kısa süreli etkileri vardır. Çok ilginçtir ki , ilk Hiperbarik Oksijen Tedavisinin hemen sonrasında artmış DNA hasarı saptanmış olup bir gün sonrasında hiçbir etki görülmemiştir. Dennog ve arkadaşlarına göre (1996) aynı şartlar altında HOT devamında antioksidan savunma sisteminde artış olabilmektedir.Bu varsayım Kim ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışma ile desteklenmektedir (2001). İlk HOT seansından sonra görülen önemli oksidatif hasar bulguları nedeniyle ozon tedaviye düşük dozlar ile başlanıp yavaşça doz artırımına gidilmesi ve böylece muhtemel bir hasarın önüne geçilmesi yönündeki görüşlerim güçlenmiştir .
HOT – OZON TEDAVİNİN HASTALIKLARDAKİ ETKİNLİK KARŞILAŞTIRMASI
________________________HOT________OZON TERAPİ
Arteriyel gaz embolisi________iyi________etkisiz
Dekompresyon hastalığı________iyi________etkisiz
Ağır CO ve duman inhalasyonu__iyi________etkisiz
Ağır kankaybına bağlı anemi___iyi________etkisiz
Gazlı gangren_________________iyi________bilinmiyor
Deri greftleri ve flepleri_____az_________iyi
Osteo-radionecroz önlenmesinde_az_________iyi
Radyasyon tahribatı____________az_________iyi
Refrakter osteomiyelit_________az_________iyi
Nekrotizan fascitis____________az_________iyi
Travmatik iskemik yaralar______az_________iyi
Termal yanıklar________________az_________iyi
Kronik ülserler ve yaralar____az_________iyi
Multipl skleroz___________etkisiz_________orta
Kronik yorgunluk sendromu______az_________orta
HİV-AİDS_______________________az__________az
Yaşlılık / geriatri________etkisiz________orta
+ az ; ++ orta ; +++ iyi aktivite ; — etkisiz
Ben ozon tedavisini daha çok sevmekteyim çünkü bu bilgiler ışığında ozon tedavi daha etkili görünmektedir . Pek çok vakada kombine uygulamalar tercih edilmektedir , Majör terapi ve torbalama veya rektal insuflasyon ve ozonlu su ve kremler böylelikle sinerjistik etkilerden yararlanarak hedefe ulaşırız .Buda ozon tedavinin etkinliğini çeşitli kollardan gösterir . (enfeksiyon ,enflamasyon, hücre nekrozu, iskemi, metabolizma bozukluğu ve bozulmuş iyileşme süreci vb.)
Dr. Bevers ve arkadaşları (1995) de radyasyona bağlı hematürilerde HOT (20 seans %100 O2 3 bar ve 90 dakika süre ) kullanmış buna karşılık Dr. R. Dall’Aglio bu problemi sadece 3 seans ozon gazı uygulama ile ( haftada 1 kez ) çözmüştür . 1996 yılında Dr. Bavers karşılaştırmalı çalışma teklifimi reddetmiştir.

admin Yorum yapılmamış

OZON TEDAVİSİ – OP.DR.MUAMMER VELİDEDEOĞLU

Ozon terapisi
Son günlerde üst üste gelen yoğun iş programınız nedeniyle kendinizi yorgun ve güçsüz mü hissediyorsunuz? Yoksa önünüzde sizin için hayati önem taşıyan, mutlaka kazanmanız gereken bir sınav mı var? Çok önemli bir spor müsabakasına mı katılacaksınız? Yaşlandığınız için her gün yeni bir ağrıyla mı tanışıyorsunuz? Vücut direncinizi arttırmak için avuç avuç vitamin ve enerji hapları almaya gerek yok. Bir kaç “ozon terapisi” seansına girerek kendinizi son derece dinç ve dinamik hissedebilirsiniz. Günümüzde kanserden hepatite, kolitten zonaya kadar pek çok hastalığın tedavisinde yardımcı yöntem olarak kullanılan ozon terapisi, aynı zamanda sağlıklı insanların performanslarını artırmaya ve vücudu gençleştirmeye de yarıyor. Dünyada yaklaşık 50 yıldır uygulanan bu terapi Türkiye’de ise çok yeni. İlk olarak 1999 yılında Kızılay Altıntepe Tıp Merkezi’nde uygulamaya başlayan Op. Dr. Muammer Velidedeoğlu, ozon terapisini şöyle açıklıyor: “Dolaşım bozukluklarında, kronik hastalıklarda, kolitlerde kullanıyoruz bu tedaviyi. Ayrıca vücudun yaşlanmasını önleyici etkisi de var. Ancak bu yöntem vücudu gençleştirmez, sadece vücudun fonksiyonlarını düzene sokar. Vücutta 70-100 milyar hücre bulunur. Aşağı yukarı günlük veya haftalık 10 milyar hücre tahrip olur. Vücut bunun yerine yenisini koyar. Ozon bunu takviye ediyor. Bağışıklık sistemindeki hücreleri aktive ederek hücrelerin 21 gün değil de 12 günde bir değişmesini sağlıyor. O yüzden bir gençlik ortaya çıkıyor. Aslında buna gençlik değil de dinçlik, dinamizm demek daha doğru.”

Bu dinamizm öyle bir şey ki, Op. Dr. Velidedeoğlu ozon terapisine girenlerin büyük bir çoğunluğunun, “Yeniden doğmuş gibiyim. Ağacı kökünden sökebilirim” ifadesini kullandığını söylüyor: “İlk uyguladığımız dönemlerde bir üst düzey yönetici gelmişti ve manager hastalığı denilen bir hastalığı vardı. Yüksek pozisyondakilerin günlük stresleri neticesi oluşan bir sürmenaj durumu bu. Bu hastaya 8 kez uyguladık çok memnun kaldı. Sonra yavaş yavaş yayıldı. Sonra biri telefon etti, ‘Sporcularda doping olarak yapılır mı?’ diye. Almanya’da Bayern Münih takımı futbolcularına büyük maçlardan önce 2 veya 3 uygulama yapar. Ama bu doping değildir. Vücudun oksijen ihtiyacını karşılayıp performansını yükseltir. Aynı şekilde büyük bir sınava gireceksiniz, seyahate çıkacaksınız veya çok yoğun bir programınız vardır iki üç tedaviden sonra kendinizi çok dinç hissedersiniz. Ben 30 yıldır kendime uyguluyorum. İşadamları, bankacılar, doktorlar var bize gelen. Futbolcuları almadık buraya. Çünkü onlar için ayrı bir birim oluşturmak lazım. Ama onlara uygulayan arkadaşlar var sanıyorum.”

KIRIŞIKLIĞA KULLANILMAZ
Avrupa’dan sonra Türkiye’de de ozon terapisinin rant amaçlı kullanılmaya başladığı ve bu nedenle anti- aging’in ön planda geldiğini söyleyen Op. Dr. Velidedeoğlu, özellikle son zamanlarda botoks yerine kullanılmasının çok yanlış olduğu görüşünde: “Bir insanın ozon tedavisiyle 10 yaş 20 yaş gençleşmesi mümkün değil. Kırışıklıklara verilen ozon gazı orada bir şişme meydana getiriyor. Dolayısıyla oraya aşırı derecede doku yüklemesi oluyor ve deri geriliyor. Ama 5-10 gün sonra tekrar eski haline dönüyor. Güzellik merkezleri yapıyor. Hekimlerin dışında uygulanması doğru değil. Biz daha ziyade tıbbi alanda uyguluyoruz. Mesela eklem kireçlenmelerinde ozon gazı veriyoruz eklemin içine. Ve yürüyemeyen hastalar iki üç hafta sonra bastonları bırakıp yürümeye başlıyorlar.” Ozon terapisinin bir diğer kullanım alanı ise kanser hastalarının tedavisine destek olmak. Dr. Velidedeoğlu, 100’e yakın hastada uyguladıklarını ve olumlu sonuçları gördüklerini anlatıyor: “Mesela meme kanserlerinde kemoterapi yapılırken saç dökülmesi olur. Ozon uygulandığında saç dökülmesi yüzde 60- 70 azalıyor. Saçları dökülen sağlıklı insanlarda da uyguluyoruz ozonu ve faydasını görüyoruz.”

Ozon gazının vücuda nasıl etki ettiği konusunda şöyle bilgi veriyor Dr. Velidedeoğlu: “Ozon, normal oda ortamında 30 dakikada parçalanır. Vücutta kanla karıştığı zaman 2-3 saniye içinde parçalanıyor ve ikiye ayrılıyor. İki atomlu ve tek atomlu oksijen. İki atomlu oksijeni alyuvarlar hemen emiyor. Normalde alyuvarlar kanda madeni paralar gibi birbirine yapışık hareket ederler. Ama ozon gazıyla karıştığı zaman hemen ayrılıyorlar ve formlarını değiştiriyorlar. Dolayısıyla satıh genişlediğinden yüksek derecede oksijeni emerek vücudun ihtiyacı olan bölgeye gidiyor. Mesela karaciğerinizde iltihap varsa bütün ozonla yükselmiş alyuvarlar oraya yöneliyor. Böylece parçalanma sonucunda emilen oksijen dokuya gidiyor.”

Ozonun vücuda uygulanışını ise Dr. Muammer Velidedeoğlu şöyle anlatıyor: “Ozon’un vakum şişeleri vardır. Önce vücuttan 50 ya da 75 ml. kan alınır. Ozon gazı ozon generatörüyle elde edilir. Kan alındıktan sonra ozonla karıştırılır, sonra tekrar vücuda verilir. Bu uygulamanın tekrarı hastanın şikayetine göre 6 ila 12 defa arasında değişir. Kanserlerde 18- defaya kadar haftada iki defa yapılır. Kanser hastalarında çok yüksek doz uygulanır. Sebebi kanser hücreleri oksijenli ortamda bulunamazlar, parçalanamazlar ve oksijen içinde boğulurlar. Aynı zamanda vücudun bağışıklık sisteminin arttığı derecede kanser hücresinde azalma olur.” Hiçbir yan etkisi olmadığı söylenen ozon terapisinin bir seansı için Kızılay’da 100 milyon lira ödemek gerekiyor. Ayrıca Türkiye’de bir de ozon cemiyeti kuruldu. Burada ozon eğitimi alan hekimler, bu uygulamayı yapabiliyor ancak cemiyet tarafında sürekli denetimden geçiriliyorlar.

admin Yorum yapılmamış

OZON TEDAVİSİ PEK ÇOK HASTALIK İÇİN YENİ BİR UMUT MU? DOÇ.DR.AHMET KORKMAZ

1839 yılında keşfedilen ve uzun zaman şehirlerin su arıtma sistemlerinde dezenfektan olarak kullanılan ozon gazı, pek çok kişi tarafından bu özelliği ile bilinir. Ayrıca atmosferdeki koruyucu ozon tabakası ile ilgili haberler bu gazın bilinirliğini artırmıştır.

Atmosferin üst tabakalarında koruyucu, ancak solunan havada akciğerlere ve göze zararlı etkileri olan bu gazın ilk tıbbi kullanımı Birinci Dünya Savaşı’nda Alman askerlerin Alman askerlerinin kangren ve benzeri ciddi yaralanmalarını tedavi eden Dr. Albert Wolff tarafından gerçekleştirilmiştir. Tıbbi bir toplantıda ozonun tedavi edici bir ajan olarak tartışıldığı ilk önemli organizasyon 1935 yılında Berlin’de toplanan 59. Alman Cerrahi Birliği (59th Meeting of the German Surgical Society) toplantısı olup, burada Dr. Erwin Payr “Cerrahi’de Ozon Uygulamaları” başlığı altında kendi vakalarını sunmuştur. Bu tarihten sonra 80’li yıllara kadar, ozon tedavisini münferit olarak uygulayan çeşitli hekimler ve araştırmacılar bulunmaktadır. 1980’li yıllardan itibaren tıbbi amaçla ozon kullanımına yönelik gerek bilimsel çalışmalar, gerekse vaka serileri literatürde artmaya başlamıştır.

Ozon tedavisi belirli bir miktarda oksijen/ozon karışımının vücut boşluklarına ya da dolaşım sistemine uygulanmasıdır; bu karışım toplar damar, kas ve eklem içine, uygulanabildiği gibi deri üzerine de uygulanabilir. Ozon tedavisinin en yaygın uygulaması haline gelmiş olan yöntem 1974 yılında Dr. Wolff tarafından tarif edilmiştir. Bu yöntemde; bir miktar kan (50–270 ml) vücut dışına alınarak, ozona dayanıklı bir şişede 5-10 dakika oksijen/ozon karışımıyla temas ettikten sonra tekrar aynı kişiye geri verilir. Tarif edilen uygulama şekli majör otohemoterapi (AHT) olarak adlandırılmaktadır. Bu tarihten günümüze, daha çok Avrupa, Küba ve Kanada’da olmak üzere milyonlarca hastaya ozon tedavisi uygulanmış ve hemen hiçbir yan etki ile karşılaşılmamıştır.

Ozon tedavisi klasik anlamda ilaçlardan farklı bir etki mekanizmasına sahiptir. Kısaca ozon tedavisi, vücudun kendi tedavi edici mekanizmalarını harekete geçiren ve onun hastalıklarla savaşma gücünü ciddi düzeyde artıran bir etki oluşturur. Bu özelliklerinden dolayı, tıbbi tedavilerin yetersiz kaldığı pek çok durumda yüz güldürücü sonuçlar elde edilebilir. Aşağıdaki listede sıralanan hastalıklar ozon ile tedavi edilebilecek hastalıkların ne denli fazla olduğunu göstermektedir.

• Özellikle diyabetik yaralar olmak üzere tüm zor iyileşen yaraların tedavisinde

o Diyabetik ayak

o Açık bacak yaraları (ulcus cruris)

o Bası yaraları (dekubitis yaraları)

o İltihabi barsak hastalıkları (Chron, kolit, proktit)

o Yanıklar, haşlanma yaraları

o Bakteri ve mantar enfeksiyonları

o Damar tıkanıklığına bağlı özellikle bacaklarda ortaya çıkan kanlanma bozuklukları ve buna bağlı ülserler, yaralar

• Virüslere bağlı hastalıklar

o Viral hepatitler (hepatit B ve C)

o Agız çevresi ve genital bölgedeki uçuklar (herpes infeksiyonları)

o Çok sık gribal enfeksiyon geçirme (influenza)

• Yaşlılığa bağlı şikayetlerde

o Yorgunluk, halsizlik, genel vücut ağrısı

o Egzersiz yaparken ortaya çıkan yorgunluk ve bacaklarda dolaşım bozukluğuna bağlı ortaya çıkan ağrı ve şişlikler

o Eklem hasarının azaltılmasına yardımcı olarak

o Yaşa bağlı maküler dejenerasyonunun kuru tipinde

• Cinsel fonksiyonların desteklenmesi

o Diyabetin erken evrelerindeki ereksiyon kaybının tedavisinde

o Depresyon ve duygu durum bozukluklarına bağlı cinsel isteksizlerin ve ereksiyon sorunlarının giderilmesinde

• Otoimmun hastalıklarda non-spesifik immunomodulasyon amacıyla

o Romatoid artrit, psöriasis, multiple skleroz, lupus, Behçet hastalığı gibi immun sistemin aşırı aktivasyonu ile ortaya çıkan hastalıklarda yardımcı tedavi olarak

o Kalp yetmezliği olan hastalarda (mutlaka hastayı takip eden hekimin onayı ile yapılır)

• Dolaşım bozuklukları ve damar endotel hasarına bağlı durumlarda

o Şeker hastalarında damarların hasarlanması sonucu ortaya çıkan dolaşım bozuklukları ve doku hasarının (göz, böbrek, sinir) azaltılmasında

o Yaygın sellüliti olan kişilerde cilt dolaşımının düzenlenmesinde

o Fibromyaljide ortaya çıkan bölgesel dolaşım bozukluğunun giderilmesinde

o Özellikle sigara içimine bağlı dolaşım bozukluklarının giderilmesinde

• Kronik inflamasyon ile seyreden solunum sistemi hastalıklarında

o Astma

o Kronik Obstriktif Akciğer Hastalığı (KOAH)

• Kronik yorgunluk sendromu, depresyon ve duygu-durum bozukluklarına bağlı ikincil şikayetlerde vücudun savunma sistemlerinin desteklenmesi amacı ile

• Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapinin etkinliğini artırmak ve savunma sistemini desteklemek amacı ile

• Alzheimer, Parkinson ve bunama gibi yaşa bağlı hastalıkların tedavisinde yardımcı olarak ve şikâyetlerin azaltılması ve genel iyilik halinin sağlanması amacı ile güvenle kullanılan bir tedavi yöntemidir.

Ülkemizde yeni tanınmaya başlayan bu tedavi yönteminin özellikle tedavisi zor uzun süreli hastalıklarda hastalara yeni bir umut olacağı açıktır.

Doç.Dr. Ahmet KORKMAZ

admin Yorum yapılmamış

OZON GAZININ TIBBİ AMAÇLI KULLANILMASI GATA FİZYOLOJİ AD. ANKARA

OZON GAZININ TIBBİ AMAÇLI KULLANILMASI_GATA FİZYOLOJİ AD. ANKARA
Koruyucu Hekimlik Bülteni’nde yayımlanmak üzere kabul edilmiştir.

OZON GAZININ TIBBİ AMAÇLI KULLANILMASI
Mehmet Özler, Şükrü Öter, Ahmet Korkmaz
GATA Fizyoloji AD. Ayrıntılı Bilgi İçin Tel:0(312)-3043601 Email: drakorkmaz@gmail.com
DAHA AYRINTILI BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ

Özet
Ozon (O3) üç oksijen atomundan oluşan renksiz, keskin kokulu doğal bir gazdır. Yer yüzeyi yakınlarında toksik ve kirletici olan ozon, stratosfer tabakasında zararlı ultraviyole ışınları süzücü rolüyle hayati önem taşır. Keşfinden sonraki ilk yıllarda dezenfeksiyon amacıyla kullanılırken yıllar içerisinde yapılan çalışmalar medikal kullanımını gündeme getirmiştir. Ozon tedavisi belirli bir miktarda ozon/oksijen karışımının vücut boşluklarına ya da dolaşım sistemine uygulanması olarak özetlenebilir. Ozon/oksijen gaz karışımı intravenöz, intramuskuler, intraartiküler, intraplevral, intrarektal ve intradiskal uygulanabildiği gibi topikal de uygulanabilir. En yaygın ozon uygulanma şekli majör otohemoterapidir. Bu yöntemde hastadan özel bir şişe içerisine alınan 50-270 ml kan ozon/oksijen karışımı ile belirli bir süre temas ettirilir ve daha sonra tekrar vücuda geri verilir (reinfüzyon). Ozon uygulaması esnasında oksidatif stres ve lipid oksidayonu sonucu oluşan hidrojen peroksit ikincil haberci gibi davranarak ozon tedavisinin biyolojik etkilerine aracılık eder. Tekrarlayan ozon uygulamaları sonucunda antioksidan sistem uyarılarak oksidatif strese karşı direnç gelişir. Ayrıca hücre membranında bulunan yağ asitlerinin oksidasyonuna bağlı olarak çeşitli sitokin düzeyleri de artar. Ozon tedavisi özellikle inflamatuar sürecin yoğun olarak yaşandığı ve immün sistemin ön planda yer aldığı fizyopatolojik durumlarda yardımcı tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bu durumlardan bazıları yara iyileşmesi, yaşa bağlı makuler dejenerasyon, iskemik ve infeksiyöz hastalıklardır. Anahtar kelimeler: Ozon, ozon tedavisi, lipid peroksidasyonu

THE USE OF OZONE GAS FOR MEDICAL PURPOSES
Summary
Ozone (O3) is a colorless and sharp odorous natural gas that is composed of three oxygen atoms. Ozone, that is toxic and pollutant near earth’s surface, it is vital in stratosphere by absorbing harmful ultraviolet radiation. Although initial years after being discovered it was used for disinfection, studies conducted have come into question for medical usage of ozone. Ozone therapy may be summarized as administering a particular amount of ozone/oxygen mixture into body cavities or circulation. Ozone/oxygen gas mixture can be applied via intravenous, intramuscular, intraarticular, intrapleural, intrarectal and intradiscal as well as topically. Most frequent ozone administration is major autohemotherapy. In this method, 50-270 ml blood of patient is taken into a special bottle and after contacting with ozone/oxygen mixture for a particular duration, it is re-infused. During this period, hydrogen peroxide produced by oxidative stress and lipid oxidations mediates the biological effects of ozone therapy by acting as a second messenger. Repetition of ozone administration creates resistance against oxidative stress via inducing antioxidative system. Moreover, levels of several cytokine are increased depending on the fatty acid oxidation in cell membranes. Ozone therapy is used as an adjuvant therapeutic modality in the pathophysiological conditions where severe inflammatory processes and immune activation are involved. Some of the examples are wound healing, age-dependent macular degeneration, ischemic and infectious disorders.
Key words: Ozone, ozone therapy, Lipid peroxidation

Giriş
Ozon üç oksijen atomundan oluşan gaz halinde bir moleküldür. Oksijen molekülünün (O2) kararlı haline karşın, ozon (O3), kararsız bir moleküldür. Ozon gazını alman kimyacı Christian Friedrich Schönbein 1839 yılında keşfetmiştir. Ozon renksiz ve keskin kokulu bir gazdır. Keşfinden sonraki ilk yıllarda dezenfeksiyon amacıyla kullanılmıştır. 1860 yılında Monako şehrinin su arıtma tesisinde dezenfeksiyon amacıyla ozon kullanılmaya başlanmıştır. Ozonun bu dezenfekte edici etkisi güçlü okside edici özelliğinden kaynaklanmaktadır. Sadece virüs ve bakterileri öldürmekle kalmaz tüm mikroorganizmalar ve toksinlerini de okside edebilir. Ozon ayrıca fenolleri, pestisidleri, deterjanları, kimyasal atıkları ve aromatik bileşikleri de etkili şekilde nötralize edebilir (1,2). Ozon kimyasal yapısı itibariyle radikal özelliği taşımamakla birlikte, florin ve persülfattan sonra, bilinen üçüncü en güçlü oksidan maddedir (3).
Ozon özellikle atmosferin üst tabakalarında oldukça bol bulunan bir moleküldür. Atmosferdeki ozonun %90’ına yakını, yer yüzeyinden yaklaşık 20–50 km yüksekte bulunan stratosfer tabakası içinde yer alır. Geri kalan %10’luk ozon miktarı ise 10–15 km’ler arasındaki troposfer tabakası içinde bulunmaktadır. Atmosferde stratosfer tabakası içerisinde bulunan ozon, ultraviyole radyasyonunun etkisiyle bir taraftan oluşurken, öbür taraftan da yok edilmektedir. Bu işlem ultraviyole radyasyonun değişik frekanslarında meydana gelir (4).
Ozon oluşumunu gösteren tepkime aşağıda gösterilmiştir.
3O2 + 68,4 Kcal → 2O3
Çok reaktif bir gaz olan ozon canlılar için toksiktir. Akciğer ve gözler ozonun toksik etkisine en hassas organlardır. Gözdeki irritasyonu ve akciğere etkileri konsantrasyon, sıcaklık, nem ve maruz kalınan süreye bağlı olarak değişir. Düşük konsantrasyonda ozon inhalasyonu, boğazda irritasyon ve buna bağlı öksürüğe neden olabilir. Yüksek konsantrasyonlardaki inhalasyon ise bronşiyal mukoza ve pnömosit hücresi hasarına bağlı akciğer ödemine kadar varabilir (5,6).
Medikal Ozon ve Etki Mekanizması
Ozonun tıbbi amaçla kullanımının ilk olarak 1880 yılında Dr. John Harvey Kellogg (Battle Creek/Michigan/ABD) tarafından gerçekleştirildiğini yazan kaynaklar bulunmakla birlikte daha yaygın görüşe göre kabul edilen ilk tıbbi kullanımı Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman askerlerinin kangren ve benzeri ciddi yaralanmalarını tedavi eden Dr. Albert Wolff’a dayanır. Bilimsel bir toplantıda ozonun tedavi edici bir ajan olarak gündeme alındığı ilk önemli organizasyon ise 1935 yılında Berlin’de toplanan 59uncu Alman Cerrahi Birliği (59th Meeting of the German Surgical Society) toplantısı olup, burada Dr. Erwin Payr “Cerrahi’de Ozon Uygulamaları” başlığı altında kendi vakalarından oluşan derleme türünde bir sunum yapmıştır (7,8). Bu tarihten sonra 80’li yıllara kadar, ozon tedavisini münferit olarak uygulayan çeşitli hekimler ve araştırmacılar bulunmaktadır. 1980’li yıllardan itibaren ise tıbbi amaçla ozon kullanımına yönelik gerek bilimsel çalışmalar, gerekse vaka serileri literatürde artmaya başlamıştır.
Ozon tedavisi belirli bir miktarda oksijen/ozon karışımının vücut boşluklarına ya da dolaşım sistemine uygulanmasıdır; bu karışım intravenöz, intramuskuler, intraartiküler, intraplevral, intrarektal ve intradiskal uygulanabildiği gibi topikal de uygulanabilir (3). Ozon tedavisinin klasik uygulaması haline gelmiş olan yöntem 1974 yılında Wolff tarafından tarif edilmiştir. Bu yöntemde; bir miktar kan (50–270 ml) vücut dışına alınarak, ozona dayanıklı bir şişede 5-10 dakika oksijen/ozon karışımıyla temas ettikten sonra tekrar aynı kişiye geri verilir (ototransfüzyon) (3,9). Bu uygulama şekli majör otohemoterapi (HT) olarak adlandırılmaktadır. Bu tarihten günümüze, daha çok Avrupa’da olmak üzere milyonlarca ozon ototransfüzyon tedavisi yapılmıştır (10).
Ozon reaktif bir molekül olduğu için tıbbi amaçlı kullanımında dikkat edilmesi gereken bazı durumlar vardır:
Ozon, hiçbir zaman saf olarak verilmemeli ve belli oranda oksijenle karıştırılarak uygulanmalıdır. Bu karışımda oksijen %95’den az ozon %5’ten fazla olmamalıdır. Normal atmosfer havasının bu karışıma girmesi engellenmelidir. Çünkü ozonun reaktif özelliğinden dolayı hava ile teması sonucu toksik bir gaz olan nitrojen dioksit (N2O2) oluşabilmektedir. Ayrıca emboliye sebep olmaması için ozon gaz olarak damar sistemi içerisine verilmemelidir. Tüm işlemler sırasında ozona dayanaklı malzemenin (paslanmaz çelik, nötral cam ve teflon) kullanılması gerekmektedir (3).
Ozon, diğer gazlar (O2, CO2) gibi suda çözünebilir. Ozon oksijene göre 1,6 kat daha yoğun ve suda çözünürlüğü 10 kat daha fazla olan bir moleküldür. Saf suda diğer gazlar gibi Henry kanununa göre çözünür. Çözünmesi ısıya, basınca ve konsantrasyonuna bağlıdır. Biyolojik sıvılarda ise ozon oksijenden farklı olarak hızlıca biyomoleküller ile reaksiyona girer. Dolayısı ile HT esnasında uygulanan ozon/oksijen karışımındaki ozon afinite sırasıyla çoklu doymamış yağ asitleriyle, antioksidanlarla ve sistein gibi sülfhidril (SH) grubu taşıyan tiyol bileşikleri ile reaksiyona girer. Ozonun miktarına bağlı olarak karbonhidratlar, proteinler (dolayısıyla da enzimler), DNA ve RNA da bu reaksiyondan etkilenebilir. Tüm bu bileşikler ozon karşısında elektron donörü gibi davranarak oksitlenirler. Sonuçta süperoksit (O2∙-), hidrojen peroksit (H2O2) ve hipoklorik asit(HClO) gibi reaktif oksijen türevleri (ROT) oluşur. Bu reaksiyonlardan en önemlisi doymamış yağ asitlerinin oksidasyonudur. Ana reaksiyon aşağıdaki gibidir (3).
R-CH=CH-R’ + O3+ H2O → R-CH=O + R’-CH= + H2O2
Bu reaksiyonda her hidrojen peroksit ile birlikte iki de lipit oksidasyon ürünü (lipid oxidation products; LOP) oluşmaktadır (11,12). Lipit oksidasyon ürünleri için iyi bilenen örnekler şunlardır; lipoperoksil radikalleri, hidroperoksitler, malondialdehit, izoprostan, alkenaller ve 4-hidroksi-2,3-trans nonenal (HNE) (13-16).
Görülüyor ki, ozonun biyolojik etkilerinin ortaya çıkması için serbest radikallerin varlığı önemlidir. Serbest radikaller, çeşitli patolojik süreçlerin gerek başlatıcısı, gerek ara basamaklarda işe karışabilen, gerekse sonucunda ortaya çıkabilen reaktif maddelerdir. Bunlar, organizmada aerobik solunum sırasında mitokondride ve fagositlerde solunum patlaması gibi çeşitli fizyolojik durumlarda da oluşabilmektedir (17). Aerobik canlılar serbest radikallerin toksik etkilerinden korunmak için antioksidan sistemler geliştirmişlerdir. Non enzimatik olanlar; ürik asit, askorbik asit, protein (özellikle albumin), protein olmayan tiyoller, vitamin E ve biluribindir. Enzimatik olanlar ise süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ile glutatyon peroksidaz (GPx) glutatyon transferaz (GST), glutatyon (GSH) ve glutatyon redüktazdan (GR) oluşan glutatyon sistemidir (12). Son zamanlara kadar oksidatif stresin hücre hasarındaki rolü ve hastalıkların altında yatan patolojik süreçlere etkileri konusuna odaklanılmıştı. Patolojik süreçlerde oksidatif stresin artış mekanizmaları ve etkilerini açıklayan yüzlerce çalışma yapılmıştır (18-23). Yakın zamanda yapılan çalışmalarda ise oksidatif stresin bilinenin tersi etkilerinin de olabileceği görülmüştür. Bu çalışmalarda oksidasyon/redüksiyon (redox) reaksiyonlarının başta hücre içi haberleşme olmak üzere biyolojik mekanizmalarda rol aldığı gösterilmiştir. Artık açık olarak biliniyor ki gerek reaktif moleküller gerekse bunların çeşitli biyolojik moleküllerle reaksiyona girmesi sonucu ortaya çıkan oksidasyon ürünleri düşük konsantrasyonlarda (fizyolojik düzeylerde) hücrede önemli roller üstlenmektedir (23-26).
Ozonun biyolojik etkilerini açıklamak için yapılan çalışmalarda daha çok HT tedavisi model alınmıştır (27-30). HT esnasında uygulanan ozon/oksijen karışımındaki ozon plazmada hızla çözünür. Daha önce bahsedildiği gibi sıvılardaki çözünürlüğü fazla olan ozonun bir kısmı plazmada bulunan antioksidanlar ile reaksiyona girerek bunların miktarlarını azaltır. Bu anlık olaylar sırasında çeşitli ROT de oluşabilmektedir. Bu radikallerin yarı ömrü çok kısa olduğu için, daha kan hastaya geri verilemeden, yani ototransfüzyondan önce bunlar ortadan kalkarak yerlerini lipit oksidasyon ürünlerine bırakırlar. Bu ürünler, büyük oranda kandaki hakim hücre olan eritrositlerin membranlarının oksidasyonu ile ortaya çıkar. Eritrosit membranındaki doymamış yağ asitleri oksidasyona çok duyarlıdır. Yukarıda formülünü de gösterdiğimiz üzere, bu reaksiyonlar sırasında ortaya çıkan hidrojen peroksit, molekül yapısı itibariyle radikal olmayan oksitleyici bir moleküldür (3,12,31).
Hidrojen peroksitin ozonun tedavi edici etkinliklerinin en azından bir kısmından sorumlu – ikincil habercisi gibi davrandığı kabul edilmektedir. İlk etkilerinden biri eritrositlerde 2,3-difosfogliserat düzeyini artırma yoluyla hemoglobin-oksijen ayrışma eğrisinin sağa kaymasına ve böylece oksijenin dokulara daha kolay bırakılmasına neden olmasıdır. Plazmada konsantasyonu artan hidrojen peroksit kolayca hücrelerin içine diffüze olarak; lökosit ve endotelial hücrelerde çeşitli interferon, interlökin ve transforme edici büyüme faktörü (TGF) yapımını da artıran uyarıları tetikler (32). Lipit oksidasyon ürünlerinin yarı ömürleri ise saatlere varabilmekte, dolayısıyla ömrü çok kısa olan ROT’lerin ilk etkileri sonrasında ozonun gecikmiş etkilerinden sorumlu tutulmaktadır. Uzun yarı ömürlerinden dolayı bu ürünler ototransfüzyon ile vücuda verilmiş olur ve dolaşım yoluyla dokulara ulaşarak buralarda çeşitli biyolojik etkiler gösterirler (31,33,34).
HT tedavisi yapılmadan önce kanın antikoagülan verilerek hazırlanması gerekir. Çünkü ozon doza bağlı olarak trombosit fonksiyonlarının artışına neden olmaktadır. Trombosit fonksiyonlarındaki artışın bazı yararlı sonuçları da olmaktadır. Aktive olmuş trombositler içlerinde bulunan büyüme faktörlerini salarak iskemi ve ülserli hastalarda iyileşmeye olumlu katkı sağlar (12). HT sonrası ozonlanmış kanın vücuda verilmesi ile oluşan terapötik etkileri şekil 1’de gösterilmiştir (31).

Şekil 1. Ozon tedavisinin etkileri

Ozonun konsantrasyonuna bağlı olarak artan kuvvetli okside edici özelliği nedeniyle belli bir orandan sonra vücut için de toksik etkisi olabileceği gerçeğini unutmamak gerekmektedir. Doğal olarak, organizmadaki antioksidan savunma sistemleri ozon oksidasyonuna karşı koyacaktır. Plazmanın sahip olduğu geniş antioksidan kapasite ve eritrositlerdeki antioksidan enzimler nedeniyle, kan ozon toksisitesine karşı en dirençli dokudur. HT uygulamaları sırasında plazmada çözünen ozonun burada bulunan antioksidanlar (bilirubin, askorbik asit, SH grubu taşıyan glutatyon ve albumin) ile reaksiyona girerek bunların konsantrasyonunu azaltmaktadır (31). Öte yandan, HT sonucu ortaya çıkan ROT artışı ve antioksidanların azalması geçici bir durumdur. Bocci ve Carlo, yaptıkları çalışmada değişik dozlarda (20,40,60,80 µg/ml) ozon uygulanmış kanlarda dozla doğru orantılı olarak glutatyon ve total antioksidan seviyesinde azalma, lipit peroksidasyonu ve okside glutatyon düzeyinde artma olduğunu göstermiş, uygulamanın 20 dakika sonrasında ise antioksidan düzeylerinin eski haline döndüğünü tespit etmişlerdir (30).
Denilebilir ki, HT uygulaması sırasında tedavinin etkinliğini kanın toplam antioksidan gücü belirlemektedir. Kanın antioksidan kapasitesi düşük, ozonun konsantrasyonu fazla olursa şiddetli membran oksidasyonu sonucu eritrositler hemolize olur, tam tersi olduğunda ise ozondan beklenen ROS ve hidrojen peroksit yanıtı yeterli olmayabilir ve arzulanan terapötik etki görülemeyebilir. Ozon uygulamaları sonucunda oluşması beklenen ROT ve lipit oksidasyon ürünlerinin terapötik etki gösterebilmesi için belli bir konsantrasyonda olması gerekir (3). Bu açıdan, kanda bulunan antioksidanların önemi yapılan bir çalışma ile gösterilmiştir. Bu çalışmada eritrositler yıkanarak plazmadan uzaklaştırılmış ve değişik konsantrasyonlarda ozon uygulanmıştır. Yapılan değerlendirmelerde düşük 10-20 µg/ml ozon konsantrasyonlarındaki uygulamalarda bile eritrositlerin çoğunda hemoliz olduğu görülmüştür (28). Yapılan çalışmalarda ozonun terapötik konsantrasyonu 10-80 µg/ml olarak belirlenmiştir. Bu ozon konsantrasyonu Rice-Evans’ın tarif ettiği total antioksidan kapasiteyi %25’den fazla düşürmediği gibi azalan antioksidanlar 20 dakika sonra eski haline gelmektedir. (27,28,35,36).
Ozon uygulaması ile hem oksijenaz-1 (HO-1) enziminin de uyarıldığı bildirilmiştir. Bu enzimin artışından gerek ROT, gerekse yukarıda sözü edilen ılımlı eritrosit hemolizi sorumlu olabilir. HO-1, hem halkasının yıkım yolunda görev alan mikrozomal bir enzimdir ve yapımı oksidatif stres artışı, proinflamatuvar sitokinler ve nitrik oksit (NO) ile uyarılabilmektedir Bu enzim hem molekülünü biliverdin ve karbon monoksite (CO) parçalar. Son yıllarda HO-1 ile yapılmış birçok çalışmada bu enzimin; antioksidan antiapopitotik antiinflamatuar etkilerinin olduğu gösterilmiştir. Ozon uygulaması sonucu görülen en etkin HO-1 artışının aynı zamanda ozonun terapötik doz aralığı olarak da vurgulanan 20-80 µg/ml arasında ortaya çıktığı gösterilmiştir. Yine HO-1’in yanında ısı şok protein-70’in de arttığı gösterilmiştir (36-38).
Ozonun diğer bir uygulama şekli olan minör hemoterapide ise hastadan alınan 5 ml kan ile aynı miktarda 80-100 µl/ml konsantrasyonundaki oksijen/ozon karışımı bir dakika inkübe edilir. Bu süre zarfında ozonunun, yine aynı şekilde kanda önce çözünüp sonra da biyolojik moleküller ile reaksiyona girmesi beklenir. Sonrasında bu kan, gluteus kasına yavaşca enjekte edilir. Bu uygulama sonrasında kas içine enjekte edilen kanın doku derinliklerine ilerlerken pıhtılaşmasına rağmen hastalardan çok azı hafif şişme ve ağrıdan yakınmaktadır. Bu işlem esnasında anesteziye gerek yoktur. Tartışmalı olmakla birlikte, bu uygulamanın immünmodülatuar bir etkisinin olduğu iddia edilmekte ve etki mekanizması şu şekilde açıklanmaktadır: Enjeksiyon yerinde hafif derecede steril inflamasyon meydana gelmekte, bölgeye nötrofil ve monositler gelerek denatüre proteinleri ve parçalanmış eritrositleri fagosite etmektedir. Eğer kan içinde HCV, HBV ve HIV gibi virüsler var ise ozon tarafından inaktive edilip parçalanmış bu virüs atıkları bölgeye gelen bu immün hücreler tarafından ortadan kaldırılır. Böylece bu işlem bir çeşit aşı etkisi yaratır ve immün sistemi bu antijenlere karşı uyarır (3).
Medikal Ozon Tedavisinin klinik uygulamaları
Ozon tedavisinin özellikle inflamatuar sürecin yoğun olarak yaşandığı ve immün sistemin ön planda yer aldığı fizyopatolojik durumlarda tedavi edici etkisi şaşırtıcıdır. Ozon uygulamaları yara iyileşmesi, yaşa bağlı makuler dejenerasyon, iskemik ve infeksiyöz hastalıklarda yapılan vaka analiz çalışmalarında olumlu etkiler göstermiştir. Bunun yanında basit diş ve ağız enfeksiyonlarından hepatitlere kadar uzanan geniş bir aralıktaki çeşitli enfeksiyon hastalıklarında etkin olarak uygulanmaktadır (39-41). Martinez-Sanchez ve arkadaşları diyabetik ayak gelişmiş hastalarda yaptıkları çalışmada ozon tedavisinin etkinliğini değerlendirmişlerdir. Bu çalışmada ozon tedavisi uygulanan hastalarda antibiyotik tedavisi alanlara göre yara iyileşmesi hızlanmış, hastanede kalma süreleri kısalmış, glisemi düzeyleri daha iyi kontrol edilebilmiş ve antioksidan enzim düzeyleri artmış olarak bulunmuştur (42). Ayrıca çeşitli derecelerde artrit ve artroz vakaları ile romatizmal hastalıkları da kapsayan ortopedik hastalıklarda da faydalı etkiler rapor eden araştırmalar dikkat çekmektedir. Buna örnek olarak Mutu ve arkadaşlarının lomber disk hernisi olan hastalarda yaptığı çalışmayı gösterebiliriz. Bu çalışmada lomber disk hernisi olan hastalara oksijen/ozon karışımı disk içine enjeksiyonla uygulanmıştır ve gerek hasta memnununiyeti gerekse medikal olarak yapılan değerlendirmede bu tedavinin yararlı olduğu görülmüştür (43).
Medikal Ozon Tedavisinin Yan Etki ve Kontrendikasyonları
Ozon tedavisinin yan etkisi yok denecek kadar azdır. Şimdiye kadar bildirilen yan etkiler uygulama hatalarına bağlı lokal komplikasyonlardır. Bazı durumlarda ozon terapisi uygulanması sakıncalı olabilir. Bu durumlar: glukoz 6 fosfat dehidrogenaz enzim eksikliği, özellikle erken dönem olmak üzere hamilelik, anjitensin çevirici enzim (ACE) inhibitörü tedavisi görenler, hipertiroidi, kanama bozukluğu, kontrol altına alınamayan kardiyovasküler hastalıklar ve ozona reaksiyon gösteren astım hastaları olarak sıralanabilir (44).
Sonuç ve Öneriler
Ozon tedavisinin tarihi süreci incelendiğinde ilginç bir gelişme gösterdiği ortaya çıkar. Bu molekül keşfedildikten bir müddet sonra sonra tıbbı amaçlı kullanılmaya başlanmıştır. Ozon tedavisinin ilkeleri bilimsel olarak belirlenmeden bir çok klinik uygulama yapılmıştır. Yakın zamanda doz ve etki çalışmaları yapılmış uygulamalar daha bilimsel bir temele oturmuştur. Bununla birlikte halen ozon tedavisinin etki mekanizmasının bir çok yönden açıklanmaya ihtiyacı vardır. Tüm dünyada devam eden deneysel ve klinik ozon tedavisi çalışmaları, yakın gelecekte mekanizmanın daha ayrıntılı açıklanmasına katkıda bulunacaktır. Ülkemizde pekçok uzmanlık alanından hekimin kullandığı ozon tedavisi ile ilgili deneysel çalışmalar özellikle hiperbarik oksijen tedavisi ile karşılaştırmalı olarak GATA Fizyoloji AD. Başkanlığı araştırma laboratuvarında devam etmektedir (45-48).

KAYNAKLAR
1. Jacqueline IK. Kirk-Othmer encyclopedia of chemical tecnology. John Wiley & Sons, 3rd ed. 1981.
2. Bocci V. Ozone as Janus: this controversial gas can be either toxic or medically useful. Mediators Inflamm. 2004;13(1):3-11.
3. Bocci V. Scientific and medical aspects of ozone therapy. state of the art. Archives of Medical Research. 2006;37:425–435.
4. Rowland FS. Stratospheric ozone depletion. Phil Trans R Soc B. 2006;361:769-790.
5. Wright ES, Dziedzic D, Wheeler CS. Cellular, biochemical and functional effects of ozone: new research and perspectives on ozone health effects. Toxicol Lett. 1990;51(2):125-45
6. Sanhueza PA, Reed GD, Davis WT, Miller TL. An environmental decision-making tool for evaluating ground-level ozone-related health effects. J Air Waste Manag Assoc. 2003;53(12):1448-59.
7. Bocci V. Oxygen-ozone therapy: a critical evaluation. Springer, 2002.p.1-8
8. Rubin MB. The hıstory of ozone. Bull Hist Chem. 2001;26(1):40-56.
9. Wolff HH. Die Behandlung peripherer Durchblutungsstörungen mit Ozon. Erfahr-Heilkd. 1974;23:181-184.
10. Travagli V, Zanardi I, Silvietti A, Bocci V. Physicochemical investigation on the effects of ozone on blood. International Journal of Biological Macromolecules. 2007;4:1504-511.
11. Pryor WA, Squadrito GL, Friedman M. The cascade mechanism to explain ozone toxicity: the role of lipid ozonation products. Free Radic Biol Med. 1995;19(6):935-41.
12. Di Paolo N, Gaggiotti E, Galli F. Extracorporeal blood oxygenation and ozonation: clinical and biological implications of ozone therapy. Redox Rep. 2005;10(3):121-30.
13. Mustafa MG. Biochemical basis of ozone toxicity. Free Radical Biol Med. 1990;9:245-265.
14. Esterbauer H, Schaur RJ, Zollner H. Chemistry and biochemistry of 4-hydroxynonenal, malonaldehyde and related aldehydes. Free Radical Biol Med. 1991;11:81-128.
15. Hamilton RF, Eschenbacher WL, Szweda L, Holian A. Potential involvement of 4-hydroxynonenal in the response of human lung cells to ozone. Am J Physiol. 1998;274,:L8–L16.
16. Schaur RJ. Basic aspects of the biochemical reactivity of 4-hydroxynonenal. 2003;24:149-159.
17. Trachootham D, Lu W, Ogasawara MA, Nilsa RD, Huang P. Redox regulation of cell survival. Antioxid Redox Signal. 2008;10(8):1343-74.
18. Korkmaz A, Oter S, Sadir S, Coskun O, Topal T, Ozler M, Bilgic H. Peroxynitrite may be involved in bladder damage caused by cyclophosphamide in rats. J Urol. 2005;173(5):1793-6.
19. Oter S, Korkmaz A, Topal T, Ozcan O, Sadir S, Ozler M, Ogur R, Bilgic H. Correlation between hyperbaric oxygen exposure pressures and oxidative parameters in rat lung, brain, and erythrocytes. Clin Biochem. 2005;38(8):706-11.
20. Farber JL, Kyle ME, Coleman JB. Mechanism of cell injury by activated oxygen species. Lab Invest. 1990;62:670-679.
21. Jannsen YMW, Van Houten B, Borm PJA, Mossman BT. Cell and tissue response to oxidative damage. Lab Invest. 1993;69:261-274.
22. Wiseman H, Halliwell B. Damage to DNA by reactive oxygen and nitrogen species: role in inflammatory disease and progression to cancer. Biochem J. 1996;313:17-29.
23. Young IS, Woodside JV. Antioxidants in health and disease. J Clin Pathol. 2001;54:176-186
24. Powis G, Briehl M, Oblong J. Redox signaling and the control of cell growth and death. Pharmacol Ther. 1995;65:149-173.
25. Lander HM. An essential role for free radicals and derived species in signal transduction. FASEB J 1997;11:118-124.
26. Thannıckal VJ, Fanburg BL Reactive oxygen species in cell signaling. Am J Physiol Lung Cell Mol Physiol 2000;279(6):L1005–L1028.
27. Bocci V, Valacchi G, Corradeschi F, Fanetti G, Studies on the biological effects of ozone: 8. Effects on the total antioxidant status and on interleukin-8 production. Mediat Inflamm. 1998;7:313-317.
28. Travagli V, Zanardi I, Silvietti A, Bocci V. A physicochemical investigation on the effects of ozone on blood. Int J Biol Macromol. 2007;41(5):504-11.
29. Valacchi G, Bocci V. Studies on the biological effects of ozone: 10. Release of factors from ozonated human platelets. Mediators Inflamm. 1999;8(4-5):205-9.
30. Bocci V, Aldinucci C. Biochemical modifications induced in human blood by oxygenation-ozonation. J Biochem Mol Toxicol. 2006;20(3):133-8.
31. Bocci V. Is it true that ozone is always toxic? The end of a dogma. Toxicology and Applied Pharmacology. 2006;216:493-504.
32. Di Paolo N, Bocci V, Gaggiotti E. Ozone therapy. Int J Artif Organs. 2004;27(3):168-75.
33. Halliwell B, Clement MV, Long LH. Hydrogen peroxide in the human body. FEBS Lett. 2000;486:10-13.
34. Bocci V, Aldinucci C, Bianchi L. The use of hydrogen peroxide as a medical drug. Riv Ital Ossigeno Ozonoterapia. 2005;4:30-39.
35. Rice-Evans C, Miller NJ. Total antioxidant status in plasma and body fluids. Methods Enzymol. 1994;234:279-93.
36. Bocci V, Aldinucci C, Mosci F, Carraro F, Valacchi G. Ozonation of human blood induces a remarkable upregulation of heme oxygenase-1 and heat stress protein-70. Mediators Inflamm. 2007;2007:1-6.
37. Fritz HB. Heme oxygenase-1: a therapeutic amplification funnel. FASEB J 2005;19(10):1216-9.
38. LE Otterbein, MP Soares, K Yamashita, FH Bach. Heme oxygenase-1: unleashing the protective properties of heme. trends in Immunology. 2003;24(8):449-55
39. Stübinger S, Sader R, Filippi A. The use of ozone in dentistry and maxillofacial surgery: a review. Quintessence Int. 2006;37(5):353-9.
40. Nogales CG, Ferrari PH, Kantorovich EO, Lage-Marques JL. Ozone therapy in medicine and dentistry. J Contemp Dent Pract. 2008;9(4):75-84.
41. Bocci V. The case for oxygen-ozonetherapy. Br J Biomed Sci. 2007;64(1):44-9.
42. Martínez-Sánchez G, Al-Dalain SM, Menéndez S, Re L, Giuliani A, Candelario-Jalil E, Alvarez H, Fernández-Montequín JI, León OS. Therapeutic efficacy of ozone in patients with diabetic foot. Eur J Pharmacol. 2005;523(1-3):151-61.
43. M. Muto, G. Ambrosanio, G. Guarnieri, E. Capobianco, G. Piccolo, G. Annunziata A. Rotondo. Low back pain and sciatica: treatment with intradiscal-intraforaminal O2-O3 injection. Our experience. Radiol med. 2008;113:695-706.
44. Bocci V, Ozone a new medical drug. published by Springer, Dordrecht, The Netherlands. 2005. 75-85
45. Oter S, Korkmaz A. Relevance of hyperbaric oxygen to ozone therapy. Arch Med Res. 2006;37(7):917-8.
46. Guven A, Gundogdu G, Sadir S et al. The efficacy of ozone therapy in experimental caustic esophageal burn. J Pediatr Surg. 2008;43(9):1679-84.
47. Guven A, Gundogdu G, Sadir S, Topal T, Erdogan E, Korkmaz A, et al. Medical ozone therapy reduces oxidative stress and ıntestinal damage in an experimental model of necrotizing enterocolitis in neonatal rats. J Pediatr Surg. 2009; in press.
48. Özler M, Ersöz N, Özerhan İH, Harlak A, Sadır S, Topal T, Öter Ş, Korkmaz A. Sıçanlarda oluşturulmuş peritoneal adezyon üzerine ozon tedavisinin etkisi

admin Yorum yapılmamış

Alman Medikal Ozon Derneği;Hastalık ve koruyucu tedavilerde Ozon Uygulamaları

“Avrupa Medikal Ozon Birliği ” üyesidir.

Tıpta Ozon Kullanımına İlişkin Esaslar

 

Bir Farmasötik Madde Olarak Medikal Ozon

 

Gaz halindeki farmasötikler ayrıcalıklıdır ve özel uygulama şekilleri gerekmektedir. Medikal ozon/oksijen karışımları göz önüne alındığında, oksijen yalnızca ozon hazırlamak için bir gaz  olarak değil, aynı zamanda pratikte uygulanan 1.0 ile 100 µg/ml ozon konsantrasyon aralığına karşılık olarak 0.05 ila maksimum 5.0 % hacim aralığındaki ozona bir solvent olarak kullanılmaktadır.

 

Hazırlanma ve Ölçüm

Teknik ve duman (hava kirliliği) şeklindeki ozonun aksine, tıpta kullanılan Oelektriksel aktivite yoluyla saf tıbbi oksijenden üretilir; nitrojen oksitlerin oluşma olasılığı yüzünden oksijen konsantratörleri veya oksijen/hava karışımlarını kullanmak mümkün değildir.

 

Diğer farmasötiklerde olduğu gibi, medikal ozon, etki alanı açıkça belirlenmiş bir moleküldür. 50 ml’lik tek kullanımlık bir enjektörde (tamamen silikonlanmış ve ozona dirençli) yarılanma ömrü 55 dakika olan medikal ozon gazı hasta yanında hazırlanmalıdır ve yapılacak uygulama biçimine uygun hale getirilmelidir.

 

Ozonun konsantrasyon ve parçalanma oranı sıcaklık, basınç, hacim akış hızı v.b. farklı parametrelere sıkı bir şekilde bağlı olduğu için, medikal ozon jeneratörleri sürekli konsantrasyon kontrolünü sağlamak için bir ölçüm cihazı ile donatılmalıdır (Resim 1).

 

Jeneratörün ürettiği fazla gazı  ya da lokal uygulamadan sonra arta kalan ozonun, kokunun önlenmesi ve solunum yollarına gelebilecek rahatsızlıkların engellenmesi için,  tamamen oksijene indirgenmelidir; buna bağlı olarak, sistem yüksek güçlü katalizörlerle donatılmalıdır (sıcaklık ve yanma riski sebebiyle aktif karbon kullanılmamalıdır). Maksimum çalışma alanı konsantrasyonu 200 µg/m3’dir; 120 µg ozon/m3’ün maksimum emisyon konsantrasyonu kapalı alanlarda kullanılmak üzere belirtilmiştir Dünya Sağlık Örgütü (WHO).

Medikal Ozonun Terapötik Uygulaması

 

Bir Sistemik Uygulama Olarak Ozon ile Majör Otohemoterapi MAH

 

MAH kalite güvence ve prosedürleri için esasların oluşturulması, aşağıdakiler gibi yanlış uygulamaların kaliteyi bozucu faktörler olarak tanınması ve tamamen kaçınılması durumunda başarılı ve faydalı olacaktır:

1) Basınç altında yapılan intravenöz enjeksiyonlar ve transfüzyonlar hava embolilerine neden olur,

2) Ogazının yanlış türde torbada uygulanması (ozona dirençli olmayan serum torbalarının ( sonradan ksenobiyotik madde formasyonu)  ile kullanımı),Cam şişe kullanılmalı

3) Jeneratörün çıkış valfi ile şişe  arasında doğrudan (bakteri filtresiz) ve hortum bağlantısı yoluyla O3/Ogaz karışımının geri çekilmesi (kanla retrograd kontaminasyon oluşturur)

4) Gereken şekilde dezenfekte etmeden, temizlemeden ve sterilize etmeden enjektörlerin birkaç kez tekrar kullanımı.

 

 

Endikasyonlar ve Uygulama Yöntemleri

MAH tamamlayıcı konsept olarak özel endikasyonlar için ayrılmıştır. Bunlar;

Arter dolaşım bozuklukları
  • periferik arter dolaşım bozuklukları
  • serebral dolaşım bozuklukları (İnme)
  • oküler dolaşım bozuklukları (retinopatiler)
  • iç kulak dolaşım bozuklukları (akut duyma kaybı , kulak çınlaması)

Anjiyopati

  • özellikle diyabetik anjiopati 

Virüs kaynaklı hastalıklar

  • Hepatit B ve C
  • herpes simplex, herpes zoster
Genel bağışıklık sistemi yetmezliği
  • Genel zayıflık, geriatride, genel tıp tedavilerinde tamamlayıcı olarak.

Onkolojide tamamlayıcı tedavi olarak.

Ortopedi ve romatolojide kronik enflamatuar hastalıklarda

Kontrendikasyonlar 

  • Glikoz-6-fosfat dehidrojenaz yetmezliği (favizm, akut hemolitik anemi)
  • Kontrolsüz hipertiroidizm
  • Hamileliğin ilk 3 ayında
  • MAH lösemide endike değildir.

 

 

 

Prosedür

 

MAH’de, steril koşullar altında, 50-100 ml venöz kan hastadan  sodyum sitratlı bir vakum şişesine aktarılır, burada ozon / oksijen gaz karışımı kana eklenir – ekstrakorporeal (vücut dışında) olarak kapalı, steril ve basınçsız bir sistemde – ve damla infüzyonu yoluyla hastaya geri verilir. (Resim 4, Tablo 1 ve 2). Teknik olarak, kullanılan “medikal ozon”, aslında en saf ozon ve medikal oksijen (0.05-5% (Hacim) ozon = 1-100 µg/ml ozon + 99.95-95% oksijen) karışımıdır. Doğada olarak ortaya çıkan ve antropojenik, saf olmayan ozonun aksine, medikal ozonun miktarı tam olarak belirtilir (10-40 µg ozon / ml kan).

Ozon/oksijen karışımı hastanın kanına eşit ve homojen olarak geçmelidir ve kısa reaksiyon süresinde (1 saniyeden düşük) olabildiğince büyük bir reaksiyon yüzeyi oluşturmak için tercihen mikro kabarcık –micropearl- sistemi kullanılmalıdır. Böylelikle , neredeyse tüm RBC’ler ve WBC’ler ozon ile mümkün olduğu kadar çok reaksiyonuna girerek maksimum etki sağlanır gaz karışımındaki oksijende  şişedeki sıvı seviyesinin üzerinde Ogazı tabakası oluşturur, Resim 4.

Vücut dışında kanla teması takiben, hiçbir ozon molekülü ve hiçbir oksijen molekülü hastanın vasküler sistemine girmez. Yalnızca ozon ile kanın hücresel bileşenleri arasındaki reaksiyonu sonucu ortaya çıkan ürünler; örneğin, radikal olmayan ozon hidroperoksitler vücuda geri verilir. Membran lipitler gibi organik maddelerin varlığında, yüksek reaktiflik gösteren ozon molekülünün ömrü çok kısadır (< 1 saniye), ve yeniden transfüzyon öncesi seviyesine iner.

Reinfüzyon Tedavisinde Ozon Konsantrasyonları ve Dozu

Son 18 yılda yapılan temel araştırmaların sonuçlarına dayalı olarak, pratikte belirlenmiş olan ozon konsantrasyonları ve gereken toplam miktar somut anlamda belirtilebilmektedir.

Aşağıdaki kullanılan konsantrasyonlar mililitre başına mikrogram (µg/ml) standart ölçüm birimiyle belirtilmiştir ve aşağıdakilerden hangilerinin tartışıldığına da dikkat edilmelidir:

– ozon/oksijen karışım ml’si başına µg (mikrogram) ozon,

– kan ml’si başına µg(mikrogram) ozon, veya

– toplam kan miktarı başına µg olarak toplam ozon miktarı veya tedavi başına µg olarak toplam ozon miktarı.

Ozon dozajı, tedavi başına 500 µg’den maksimum 4000 µg’ye kadar ozon içerir ve 50 ila 100 ml arasında bir miktarda kan kullanır. Zaman zaman tavsiye edilen 300 ml kan miktarı kabul edilmemelidir; çünkü, bu özellikle yaşlı veya dekompanse hastalarda hemodinamik açıdan bir risk oluşturabilir. Kan tedavisinde, tüm kanda 80 veya üzeri µg/ml ozon konsantrasyonları da kabul edilmemelidir; çünkü, hemoliz riski artar (ml olarak tüm kanda 100 µg ozon için %10’a kadar), 2,3-difosfogliserat (2,3-DPG) düşer ve sonuç olarak, immünokompetan hücreler etkinleştirilemez. Ampirik olarak, majör otohemoterapide, ml olarak tüm kanda 10 ila 40 µg arasında ve istisnai durumlarda 60 µg ozonun, açık bir şekilde hücre metabolizmasını etkinleştirdiği ve immünomodülatör etkileri olduğu ve aynı zamanda hücre içi antioksidanlarda düzenleyici etkisi olduğu görülmüştür.

Reinfüzyon Tedavisinde Ozon Konsantrasyonları ve Dozu

 

Son 18 yılda yapılan temel araştırmaların sonuçlarına dayalı olarak, pratikte belirlenmiş olan ozon konsantrasyonları ve gereken toplam miktar somut anlamda belirtilebilmektedir.

Aşağıdaki kullanılan konsantrasyonlar mililitre başına mikrogram (µg/ml) standart ölçüm birimiyle belirtilmiştir ve aşağıdakilerden hangilerinin tartışıldığına da dikkat edilmelidir:

 

– ozon/oksijen karışım ml’si başına µg (mikrogram) ozon,

– kan ml’si başına µg(mikrogram) ozon, veya

– toplam kan miktarı başına µg olarak toplam ozon miktarı veya tedavi başına µg olarak toplam ozon miktarı.

 

Ozon dozajı, tedavi başına 500 µg’den maksimum 4000 µg’ye kadar ozon içerir ve 50 ila 100 ml arasında bir miktarda kan kullanır. Zaman zaman tavsiye edilen 300 ml kan miktarı kabul edilmemelidir; çünkü, bu özellikle yaşlı veya dekompanse hastalarda hemodinamik açıdan bir risk oluşturabilir. Kan tedavisinde, tüm kanda 80 veya üzeri µg/ml ozon konsantrasyonları da kabul edilmemelidir; çünkü, hemoliz riski artar (ml olarak tüm kanda 100 µg ozon için %10’a kadar), 2,3-difosfogliserat (2,3-DPG) düşer ve sonuç olarak, immünokompetan hücreler etkinleştirilemez. Ampirik olarak, majör otohemoterapide, ml olarak tüm kanda 10 ila 40 µg arasında ve istisnai durumlarda 60 µg ozonun, açık bir şekilde hücre metabolizmasını etkinleştirdiği ve immünomodülatör etkileri olduğu ve aynı zamanda hücre içi antioksidanlarda düzenleyici etkisi olduğu görülmüştür.

admin Yorum yapılmamış

Antioksidan Vitaminler

1956 yılında Dr. Harman bir hayvan deneyi yapar. Hayvanların bir kısmını normal ortamlarına, diğer kısmını bir radyasyon kaynağının yakınına koyar. Bir süre gözlemlediğinde radyasyon kaynağına yakın hayvanların daha hızlı yaşlandıklarını ve ömürlerinin daha kısa olduğunu gözlemler. Daha sonra tıbbı ve insan sağlığını pek çok yönü ile ilgilendiren “yaşlanmanın serbest radikal teorisi”ni yazar. Bu teoriye göre yaşlanmada rol oynayan en önemli moleküller serbest radikaller ve özellikle de oksijen radikalleridir.

Daha sonra yapılan yüzlerce çalışma sadece yaşlanmada değil diyabet, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları ve kanser gibi bildik pek çok hastalığın oluşumunda da oksijen radikallerinin rolü olduğunu ortaya çıkarır. Dr. Harman’ın teorisi genişler, güçlenir ve “oksidatif hasar teorisi” haline dönüşür. Bu yeni teori oksijen kaynaklı radikallerin insan hücrelerini hasarlayarak hastalıklara kapı açtığını ortaya koyar. Modern insan ve ilaç sektörü artık ortak bir noktada buluşmuştur. Firmalar büyük bir iştah ve kar marjı ile envai çeşit antioksidanı piyasaya sürerler; oksidanlardan korunmak isteyen modern insan da bunları avuç avuç kullanır. Ülkemizde de özellikle vitamin antioksidanların sağlıklı yaşamak adına çok sayıda insan tarafından kullanıldığı bilinmektedir.

İtiraf ediniz; pek çoğunuz sağlıklı yaşamak ve yaşlanmak adına özellikle E ve C vitamini kullandınız ya da kullanıyorsunuz. Vitamin dilimizde yararlı-besleyici anlamında kullanılan bir kelimedir aynı zamanda. Hepimizin zihninde vitaminlerin yararlı en azından zararsız olduğuna dair bir algı yer etmiştir. Peki gerçekten öyle mi? Bilimin ışığında konuyu inceleyelim.

Gerek sağlık çalışanları, gerekse 55 yaş üstü sağlıklı bireylerde yapılan ve yıllar süren çalışmalar başta E ve C vitamini olmak üzere antioksidan vitaminlerin ve türevlerinin kronik hastalıklara ve kansere karşı hiçbir koruyuculuklarının olmadığını ortaya koymuştur. Hatta bu vitaminleri uzun süre kullanan insanlarda tüm nedenlerden ölüm oranları daha yüksektir. İnanmayanlar, konu hakkındaki en sağlam referanslardan bir tanesi olan ve konu hakkında yapılmış 385 klinik çalışmayı analiz eden aşağıdaki kaynağa bakabilir. Bakmak istemeyenler için ben özetleyeyim; dışarıdan antioksidan vitamin almak insanları hiçbir şekilde korumaz ve daha sağlıklı yapmaz. Bu tamamen gereksiz bir durumdur ve sağlıklılık haline katkıda bulunmaz.

Normal beslenme şartlarında yaşayan bireyler için dışarıdan ek olarak vitamin antioksidanlar almak ancak üretici firmaların işine yarar. Vitaminlerin insan zihnindeki masumiyeti bu pazarı daha çekici hale getirmektedir. Dönen para milyarlarca dolardır; vitaminlerin genel olarak ucuz olması da artı bir avantajdır. Dışarıdan bakıldığında herkesin yaptığı masumdur. Firmalar vitamin gibi masum bir grup kimyasalı makul fiyatlara piyasaya sürerler; insanlar da daha sağlıklı olacakları düşüncesi ile bu ilaçları kullanırlar. Sonuçta kullananlar hiçbir fayda görmediği gibi Dr. Bjelakovic’in dediği gibi zararlı çıkarlar.

Besinlerle alınan vitaminler için söylenecek sözler tamamen farklıdır. Özellikle meyve ve sebzeler içerdikleri vitamin, mineral onlarca değişik bileşeni ile bir koleksiyondur. Dışarıdan yüklüce alınan vitaminlerin aksine, besinler sadece vitaminleri değil pek çok başka maddeyi dengeli şekilde içerirler. Örneğin üzümün içerisindeki bir kimyasal E vitamininden 50 kat daha güçlü bir antioksidandır. Ceviz, portakal, maydanoz, domates hepsi bu maddelerden zengindir. Ancak kendilerine özgü kimyasalları belirli miktarlarda içerirler. Zamanında domatesin içindeki likopen maddesinin de böyle güçlü bir antioksidan olduğu anlaşılmıştı. Ancak kimyasal olarak likopen tüketenler, domates aracılığı ile likopen alanlarla aynı avantajları elde edemiyorlar. Yani domates ayrı likopen ayrı…önemli olan likopen tüketmek değil, domates yemektir.

Modern dünyanın sihirli sözcüğü “tüketmek”tir. Eh, konunun özelinde tüketilen de vitamin olunca bir sorun yok gibi gözükür. Olan yine size olur. Devlet, vitaminler çok reçete edilince bunları ödemekten vazgeçer; halkına bu vitaminlerin yararsız ve gereksiz olduğunu anlatamaz. Vatandaş da devleti “vitamini bile halkından esirgiyor” diye algılar, gider vitaminini parası ile alır. Devletin koruyamadığı sağlığını kendince korur. Hepimize bol vitaminli ve sağlıklı günler dilemek de bize düşer. İlla antioksidan almak istiyorum diyenlere de önerimiz yine melatonin olacaktır.